Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
bazen zehiri akıtman gerekir damarlarından. her kalp vuruşunda daha derinlere gitmesin diye. bazen ne olduğunu anlayamasan da, boşver deyip akıntıya bırakman gerekir kendini.. suların seni götürdüğü yerin neresi olduğunu düşünmeden, sadece bırakmak kendini. nehir nasıl olsa akar,akıyordu,akacak.. nehir önemli değil, akar kollarının altından gider nasıl olsa. milyarlarca zerrecik,milyonlarca yıldız aksi var. bir ay var ama; ayın ne zaman,nereye,nasıl yansıyacağını bilmek zor. o yüzden bırak kendini. aksın sular etrafında,yıldızlar dans etsin. sen de yeni ay suretleri bul,boğulmadan önce hatta kaybol nehrin sularında. belki rahatsız olur sularına dokunmandan nehir.. gerçi sen ne kadar suyun içinde olmaya çalışmasan da, ne kadar rahatsız etmeye çalışmasan da, kirletecek,rahatsız edeceksin suyu. sen yine de sesini çıkarma.. boğuluyo olsan da sus ki; nehrin senden haberi olmasın. nehir nasıl akmak istiyosa öyle aksın.nasıl olsa değiştiremezsin suyun akışını. bırak,vu...
çırpınıp duruyor da bu küçük yürek, kanatlarına dallar batıyor her seferinde. biraz daha az acıyor her seferinde.. daha az kanıyor. gün gelecek, o dallar sadece bir yuva olacak ona. sonsuza kadar oturacağı, uçmaktan vazgeçtiği göklerden onu saklayacak. yağmur damlalarını gözleriyle birleştirecek, belki saklayabilecek içindeki çağlayanları. her seferinde daha uzağa gitmesi gerektiğini anlıyor da, sanki ağaca ihanet etmek istemezcesine oturuyor sabahlara kadar orda. kendi kendine, şarkılarıyla güneşi selamlıyor. çırpınıp duruyor da sanki, sanki sessizlik istermişcesine. susuyor..çırpınmıyor..acımıyor canı.. kanatamıyor dallar kanatlarını. saplanmıştar çünkü ufak oklar gibi. uçmuyor,ötmüyor, çırpınmıyor, canı acımıyor. dalları kolları olmuş,ucundan mürekkepler akan. yapraklara yazıyor şarkılarını,okuyor..ötmüyor. güneşi selamlıyor her sabah,ayı öpüyor akşamları. sessiz.kendiyle susuyor
yine ağır ağır, yine her dakikada,her saniyede her gülüşte.. bazen çok sıkılıyorum kendimden.. bir tokat atıp sıyrılmak istiyorum derimden. en kötüsü bu işte, suçlayacak kimsen olmadığında kendine yüklenmen. kimin ne istediğini tam olarak bilemezken; kendi içinde kavga etmen yine kendinle. açık olsa yol, sonunda ay ışığını ya da koca karanlığı görsen, bu kadar çabalamaz,yaralanmazsın. tercihine göre ya gider o karanlığa çarparsın, ya da ışık için uğraşırsın. ama bilemezken ne olduğunu, sadece gölgeler dolanırken arada.. kendini parçalarsın,içten içe. en sevdiğinin göğün adını verirken yutkunmamışsındır,karşında otururken yutkunduğun kadar. mavi sular çağlar yüksek dağların altında. ezilirsin,sular altında. en sevdiğin şeyin,suyun altında. nefes almaya çalışırsın,boğulursun. karanlık tarafını hissedersin,en derinlerinde. tırmanmaya çalışırsın,gideceğin tek yer o tepedir çünkü. tırmanmaya çalışırsın.. sonra yine kendin çevirir seni ya tepeler seni istemezse... t...
sürekli düşüncelerde yüzüyorum, yüzmek de değil sanki boğuluyorum. yuttuğum sular gibi hepsi.. göğsümde toplanıp,daha da ağırlaştırmaya çalışıyorlar sanki beni. söylemek istediklerimi söyleyemiyorum.. zaman saksısına ekip, biraz zaman geçip büyütmek istiyorum sanki.. büyüyüp yeşerirse eğer, sanki meyve vereceklermiş gibi hissediyorum.. ama yaramaz çocuk alınca kontrolü eline, hemen çıksın istiyorum meyveler..eşeliyorum,eşelemek istiyorum toprağı.. hemen olsun,kocaman olsun,çiçekleri açsın istiyorum. atayım istiyorum o suları ciğerlerimden,nefes alayım istiyorum. rüyalara koyuyorum sonra birazını topraktan çıkarıp. biraz da orada beslemeye çalışıyorum.. iki kelime arasına gizleyip bazen; saatlerce konuşmaların arasında güneş ışığı aldırıyorum. üşümesinler istiyorum, rüzgardan korurken,zarar vermekten korkuyorum.. dokunmaya kıyamadan korumaya çalışıyorum.. böyle böyle büyüyor işte içimde düşünceler.. bir an önce aklımdakileri kusmak mı lazım, sabredip yeşertmek mi l...
bazen eskiler özlenir, bazen gidilen yerler,beraber izlenen filmler. bazen şarkılar özlenir. bazen,sabahlara kadar konuşmalar.. bazen kokular özlenir, çoğu zaman sarılmalar, ama en çok gülüşmeler özlenir. onu güldürebildiğinde mutlu olduğun anları özlersin en çok. gülmesiyle ısınıyorsa odan, gülmesiyle açabiliyorsa çiçekler, gülmesiyle şeker olup tatlanıyorsa hayat. güldürebildiğin için mutlu oluyorsan. en çok da gülmesiyle özlersin onu.. sarılmalar bitmeseydi derken, gülümsemelerini yansıtırsın gökyüzüne gözlerinden.
e seviyorum,sevdim herşeye rağmen,göğüs gererek sevdim.. yatağımda kokusunu bıraktım,omzumda saçlarını gülüşünü,çocukluğunu,olgunluğunu.. kalbime koydum,en orta yerine. sevdim.. anlaşılamadım belki,belki.... belkisi yok.. anlaşılamadım, ne kadar sevdiğimi hiç anlatamadım. bir buket gül alıp koynumda uyudum.. dikenleri bata bata,rüyalarımda kanaya kanaya. bir buket gülle avundum.. güneşin altında parıldarken,bakmaya kıyamazken. bir buket gül attılar üzerime, toprak nemli,yağmurlu,yumuşakken.
o son yaprağı da kopar dalından. bırak süzülsün yere doğru.. çarptığında duyduğun çatırtıyı önemseme,kulaklarında anı olarak kalsın o da. bahar diye bişey var,dalların yeşereceği.. kopardığın yerden çıkmayacak belki yeni yapraklar, ama yine de gökyüzünü kaplayacak kocaman yeşil. gözünü alan güneşe küfredemeyeceksin o zaman. ya da güneşini kapayan bulutları göstermeyecekler sana yeşiller. sakin,sessiz,derinden.. yine sen gibi, yine olduğu gibi. arada notalar,arada harfler, arada açılamayan ağızlar.. sakin dur.. dalgalar çarpsın sana, yüzünü okşasın denizin tuzunu hisset, ardından yüzüne vuran rüzgarı. hayatı hisset. hep hayat var dünyada;sen istesen de görsen de, istemesen de görmesen de.. deniz yıldızlarının kollarına tutun, dikenlidir dikkat et. dal en derinlere onlarla.. tutma nefesini boşuna,yetmez en diplere giderken sana. güneş ışıklarını yok olduğu suları gör karalık,ama bir o kadar el değmemiş,canlı.. nefes almaya çalışma,burda hava yok. burda sadece ...
bişeyler oluyo etrafta. güneş falan doğuyor,batıyor sonra kendi kendine. çevresinde,altında üstünde insanlar. dilekler dilerken,umutlarının ucunu yakarken; o batıyor yavaş yavaş,sonra doğuyor aynı aksaklıkla. kelimelerden arındırıyor kendini; e adı üstünde güneş.. tapınmışlar zamanında,kalkmış bi tarafları fazlaca. sonra bir diğeri, abisinden aldığı ışığı bize yansıtırken, sanki kendi marifetiymiş gibi gösteriyor. dalgaların üstüne vuruyor,yeni aşklar yaratmak,yeni hüzünler yaratmak için.. gerçek aşk güneş gibi, yalancı,bırakıp gidecek olan ay gibi sanki. ay gibi beyaz,donuk yüzlü.. sadece senin görmek istediğin zaman orda olan, diğer zamanlar kafanı yukarı kaldırsan bile görmediğin. yalancısın ay.. kandırıkçısın.. ya da biz korkağız..umutsuz.. hep ay'a yazılır şarkılar.. hep ay vardır hüzün notalarının arasında. tamam belki de benim için öyle,genelliyorum.. ama hep ay kandırır insanları. güneşin  orda olduğunu bilirsin,görmene gerek kalmaz,zaten göremezsin ...
e ne olacaktı başka.o kadar kork,kendini hazırla,sevmeye başla..sonra bitsin.ne olacaktı başka
naber? beeen? aynı noolucak.. biliyorum sana meyhane dostu muammelesi yapıyorum,canım sıkıldığında uğruyorum. ama napim? böyleyim işte başka "böyle işte"lerle zaman doldurmaktayım. ya valla yazasım kalmadı. biliyorum böyle bi kaç saçma şey birikiyo da arada,onlar da nazar olsun artık:D aha nazar dedim. tamam yarın kalkıp gidersen kızmam sana,iyice saçmaladım çünkü hadi yat uyu şimdilik
bir an hayatı görebildiğimi sandım.. dönerek gelip geçti sanki gözümün önünden. bütün cevaplar da ordaydı,sorular da. tabi ki cevaplar daha önce olacak,sorular zaten hep var. döndüler gözümün önünde bir an ve kaybolup gittiler. gökkuşağı gibiydi sanki; renk renk. cevap olduklarına o zaman karar verdim zaten. ve gerisi de sorular gibiydi; gri.. yakalayamadım,tutamadım kollarından. gittiler ve zihnimde daha çok soru bıraktılar o renk topları. neden hep en iyisini olmaya çalışıyorum ki.. bazen içimden geldiği gibi davransam,düşünmesem başkalarını.. yazarken bile güldüm. düşünceler..diğer hayatlar.. halbuki herkes kendinden sorumlu değil mi bu hayatta. hep kendi seçimleri.. denize çok ihtiyacım var şu an. kafamı,örtüsünün altına sokup dinlemek. dalgalarıyla,içinde barındırdığı milyonlarca taşın birbirine vurmasını dinlemek. biz mi dertliyiz deniz mi? o da çok şey barındırıyor,o da çok şey yaşatıyor içinde. ama düşünmüyor kim yaşar kim ölür. salınıyor bir aşağıya bir ...
ellerim gitmiyor kelimelere.. boşalmış içim. ne sevdiğim melankoliyi tadıyla yaşayabiliyorum, ne de gitmek istediğim güzel,güneşli bulutları hissedebiliyorum. vakumla çekilmiş gibi sanki. boş,bomboş içerisi. bi kırıntı bile yok herhangi bi şeye dair. duygularım burada belki ama, kim bilir nerelere saklanmışlar. ki bulmak için uğraşmaya da isteğim yok. güneş ne zaman doğmuş ne zaman batmış.. balıklar kafalarını sudan çıkarıp insanları izlemiş mi? martılar simitlere atlamaya devam ediyorlar mı? yağmurlar neden hala yağıyor? çok mu canı sıkkın dünyanın? hiç birini düşünmek istemiyorum,düşünmüyorum da zaten. kendimi kendime de kapatabilsem ya keşke. sevinmek veya üzülmek için bi şeyler aramıyor olsam. yapamıyorum artık çünkü. düz oldu dünya, kenarlarında sular dökülen bi tepsi şimdi. hiç bir özelliği,güzelliği görünmüyor bana. var mutlaka,ama görünmüyorlar. düz,dümdüz. ay farklı değil artık;bi ışık parçası. güneş desen bunaltan bi sarı toptan başka bişey değil. bu...
bir umut öldürür insanı,bir de vicdan. ya da bir umut yaşatır insanı,bir de insan olabilmenin erdemi. yani her iki ihtimalde de ölüyosun, ya da yaşıyosun baktığın pencereye göre. e yaşıyorsun ama,olan bu. uyanıyorsan,nefes alıyorsan,yemek yiyorsan,seviyorsan.. yaşıyorsun. seni öldürdüğünü sandığın şeyler yaşatıyor seni, sana farkettirmeden belki de; doğuruyorlar yeni günleri. sen de yaşayacaksın. " Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak.  Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en gü...
yağmur gibi ağırlaştı birden gece.. sanki,melekler bastırırmış gibi omuzlarımdan. defterlerim çok dolmuş da, gitmem gerekiyormuş gibi.. saçma oysa, ben inanmam ki ne meleğe,ne tanrıya.. yüzlerde aradım çoğu zaman tanrıyı, kalplerde.. konuşmalarda,tavırlarda,gülüşlerde.. bulduğumu sandığımda bir kez daha anladım. yok.. şimdi alevler çıkmasın gırtlağımdan yukarı diye tutuyorum kendimi. içime hapsediyorum tüm alevleri.. cehennem dediğinizi içimde harlıyorum. bilinmedik,görülmedik bişey yok oysa ki orda.. hepinizin bildiği şeyler. yoo ne alev var,ne mikro dalga fırın.. yaşadığınız şeyler,size acı çektirdiğini düşündükleriniz sadece. acıyı bi yere yamamak gerekiyor ya, yamayın işte oraya.. tanrı deyin,şeytan deyin. ne derseniz deyin de.. yine de onlar sizin yaşadıklarınız. kendi iradenizle seçtikleriniz, kendi istekleriniz. eğer bir cehennem varsa o sizin içiniz. eğer bir şeytan ya da tanrı varsa; o da ta kendiniz. çünkü yaşadıklarınızda sizin seçimlerinizden baş...
kaçıyor muyum,kendimle mi beraberim tam anlayamıyorum belki de bu şu anda canımı sıkan. bişeylerin yok olması. hissizleşmem.. ben bıraktım artık suyun akışına. hayat bana ne getitir bilemem, hepsini kabul edeceğime de söz veremem ama; artık üzeri yosun tutmuş kayaları tutmaya çalışmaktan bıktım. ne zaman eline almaya çalışsan,kayıp suya düşerler. suyun altından,güzel görünen o taşlar, elini o soğuk suya daldırıp çıkardığında kayıp giderler.. yosun bağlamışlar çünkü,kapatmışlar kendilerini dışarıya. tıpkı senin gibi değil mi?? o yüzden çok seviyorsun o taşları.. zor oldukları için,biraz da sana benzedikleri için. dışının nasıl göründüğünün farkına varıyorsun, görünmeyi geçip,yosunlaşmaya başladığının farkına varıyorsun. hep kaydıkları için elden. gök yüzünden yitip giden  taşlar gibi. bazen parıl parıl, bazen yemyeşil. sadece taşları istiyorum. kutumun içine koyup da, sabahları uyandığımda parıltılarıyla kendime yeni güneşler doğurayım diye sadece kendimi ist...
ben seni çok sevdim, ben seni hayatın yerine koydum, sen hayatı sevmedin.. sadece gecelerde değil, ben seni uykularımın her saniyesine,yürüyüşümün her adımına, aldığım nefesin her atomuna,dinlediğim şarkıların her notasına yerleştirdim. sen uyumayı seçtin. ben "su" gibi baktım sana.. sen de baktın,yalan yok.. ama döküldü dedin. ben.. sen..
bi prenses varmış o bik bik yapmış da,şöyle yapmış böyle yapmış.. oturmuş kaburgalarımın tam üstüne; ağırlık mı desen,yoksa sevgi mi desen bilememişsin ilk zamanlarda. rüyalarında karşılaşmışsın onunla,onu çok sevdiğini söylerken.. günler geçmiş,yıldızlar düşmüş.. her seferinde farklı bir güneşle karşılaşmışsın.. sanki hep aynı olacak dediğin güneş; onun yüzlerine bürünmüş. sen de rahat durmamışsın.. sen de korkmuşsun zamanlardan,saatlerden,akreplerden. ve sonra ilk defa gök yüzüne baktığında onu görmüşsün. nefes almak için çıktığın göğün seyrinde o var.. bi yerlerden deniz bulmuşsun,bi yerlerden pembe duvarlar:) çok az zamanlar hatırlıyorsun hayatında mutlu olduğuna dair. hepsi de; ya onun sesini duyduğunda,ya onu gördüğünde... kocaman yıldız tarlalarının ortasında. koşuyorsun nereye gittiğini bilmeden. koşuyorsun o parlakların arasında bir oraya bir buraya. e seviyorsun çünkü; halley olmuş bin yılda bir geçiyorsun yörüngesinden. seviyorsun çünkü; en sevdiğin gezegeni kullanarak onun ...
sadece sarılmak mı acaba özlenen? kokusu sararken boynunu,elleri saçlarındayken.. sıcacık,içinde sadece onun olduğu gözü açık bir rüya. aslında korktuğundan daha fazla özlediğini anlatan sana. başını döndüren,gözlerini karartan bir kaç dakika.. ufak cümlelerle bezenmiş,dakikalarca sarılma. gözlerini göremediğin için üzülüp kendine geriye çektiğin bir seramoni.. o iki hazineye baktığında cennette kaybolduğun ufacık anlar.. tenini hissetmek aylar sonra;kokusunu, nefesini içine çekmek.. yine istediğin her şeyi söyleyemezsin tabi. ne de olsa öylesine sıkı kapatmışsındır ki o sandığın kapağını, yetmezmiş gibi üstüne koyduğun ümitlerin de ağırdır fazlasıyla. hem,sarılarak da verebilirsin zaten hislerini. sıkıca sarılarak. her şeyden çok istediğin kadar sarılarak. sıkıca,bir yere bırakmayacağını anlatabilirsin sarılınca. sonsuza kadar içinde tutabileceğini gösterebilirsin. aşkın çekimi alır ikinizi de.. savurur sanki siz sarılırken, dönersiniz koca karanlığın ortasında. ufacık bir ışığın etra...
korkularım tutuyor kollarımdan. yarın sabah uyanma diyorlar bana yanma ve görme bir gün daha... ne olacak sanki,bir güncük daha eklediğinde hayatına ne değişecek. belki yağmurların hızı değişmeyecek,belki nehirlerin yönü değişmeyecek belki güneş yine aynı yerden doğacak. ya da insanlar yataklarının aynı taraflarından kalkacak. genelden basite değil işte. neden bilemiyorum,ya da niye öyle bilemiyorum. ben mi kendi kendime yazıyorum bu satırları,yoksa bi arkadaş mı tutup parmaklarımı basıyor tuşlara.. ama şu anda korkuyorum,sabah uyandığımda da korkuyor olucam.sonra seni gördüğümde de. ç ok da korkak değilim aslında ama. hayatın her kötü yüzüyle karşılaşmama rağmen... ama yine de en büyük sevgiyle karşılaşmaktan korkuyorum.güneşin her gün farklı bir açıdan doğduğu bu dünyada,yatağın kalkacak iki tarafı olması saçma sanki.. yatağımdan kalkarken suratımdaki gülüms............
"Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım" bunu benim yazmam gerekirdi..
şimdi saat sensizliğin ertesi gibi, geçen dakikalar değil,ömürler sanki. oturup kendimi dinlemeye çalıştığımda neler olduğunu bildiğimden; mümkün olduğunca kaçıyorum senden ve kendimden. ama ne kadar mümkün acaba? havada sen varsın,daha önce görmediğim yerlerde,daha önce dinlemediğim şarkılarda,daha önce içmediğim içkilerin kadeh tokuşturmalarında. seni hatırlamayı,düşünmeyi isterken yürüdüğüm yollar yetmezmiş gibi, daha önce basmadığım taşlarda. eksik olabilecek ne varsa orada. şimdi saat sensizliğin ertesi gibi; sanki daha önce yaşanmış dakikalara nazire yaparcasına; sanki; daha önce yaşanmamış ne varsa acısını çıkarırcasına. yeni anılar,yeni gülüşler rüyalarda. uyanıp insan içine karışılınca solan hayaller. duygu olmadan,sadece ihtiyaç uğruna bişeyleri gidermeye çalışmak. kendinle yüzleşmek; kendini hırpalamak,kendinden nefret etmek. kim bilir kaç ay soldu,düştü yer yüzüne. kim bilir kaç gündüze,nefretle uyandım kendimden. insan sayı saymayı unutuyor;duygular,istekler işin içinden ç...

mıhmıla

sadece içim çok acırken yazabiliyor olmak çok saçma bence; hatta parmaklarımın bastığı cümlelerle kafamdan geçenlerin farklı olması bile saçma. hatta hala seni seviyor olmam bile saçma. hatta sana 10 sene önceki gibi aşık olmam bile saçma. ne paylaştık ki;ne yaşadık biz de; benim için bu kadar vazgeçilmez,her "an"ımda her "anı"mda sen olmaya başladın. ne zaman keşke burda olsaydın demeye başladım ya da ne zaman;sen yokken,olmayacakken,ben gerçekleri yaşarken, o gerçeklerin arasına bi yerden seni sokuşturmayı başardım. soğuk döverken yüzümü seni düşündüm,sıcak eritirken beni.. kan ter içinde rüyadan kalkarken yine telefonum çalar mı diye.. ya da temiz havayı koklarken,etrafımda mısın diye.. hiç tanımadığım insanların bile cümlelerinde seni arıyorum. aramasam bile bi şekilde karşıma çıkıyosun. hep beynimin oyunlari tabi,farkındayım.. ama sorguluyorum,arıyorum seni o cümlelerin içinde.. bulur muyum acaba,bişey değişir mi diye.. iyi veya kötü,bişeyler değişir mi diye.. ...
çok mu susuyorum acaba? çok mu atıyorum yine içime? her gün aynada bakıyorum kendime,kocaman olmuş bedenim. şişmişim. ne konuşuyorum,ne seni anlatıyorum sağa sola.. kendimden bile kaçırıyorum sözcükleri çoğu zaman. susuyorum evet. gözlerimi bile açmıyorum hayata, aradan iki damla kaçıverir de iki parçan daha kopar gider diye benden. gözümde flaşlar çakıyor. cihangir sokakları geliyor gözümün önüne,sana gelirken,aslında sana nasıl geldiğimi bilmeden yürüdüğüm sokaklar. üstüm başım bembeyaz kedi tüyleri.. ağzımda tatmadığım yemek acıları. başka bir sahne sonra,kamera yavaşça yere indikten sonra. yeni açı taksim semalarına doğru.. bir teras,ilk kez açık konuşabilmek.. sonra sabahın ışıkları,yarım yamalak apartman tepelerinden. önümde bi ekran, uyandığında okuyasın diye sana not yazıyorum.. gitmek,kaçmak,korkmak senden..ritüel olmuş.tamamlıyorum. korkuyordum sarılmaktan,elini tutmaktan,öpmekten,sevişmekten.. seninle gülmekten,seninle düşünmekten.. korkuyordum,biliyordum çünkü ne olacağını....
sen şimdi o odanda; hafif müzikler eşliğinde,kısık ışık altında,bilgisayarının veya kitaplarının başında oturuyosun ya.. belki şans sürtünüyo ayaklarına,belki kucağında.. otur işte orda sen. burada,benim göğsümün tam ortasında da aynı şekilde oturuyosun. kalkma olur mu? su falan istersen de ben getiririm.
kelimeler de düşer bazen. boğazına kadar gelmişken ;içeriye kayıverirler tekrar.. tarif edemez,bol nokta koyarsın.............. hayatındaki olamayanlara koymadığın noktaların hep satırlarda yer alır..