Kayıtlar

Ocak, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

şarkılar falan

o kadar özlemişim ki, yazdığım hiç bir satır bunun içimden çıkmasına yardımcı olmuyor. hatta her harfte daha çok oturuyor içime. şimdi yıldızlar birer harfse eğer, en gelişmiş teleskopların bile göremediği satırları tutuyorum içimde zaman giderek eskiyor. gitme zamanı geliyor yavaştan. hoşçakal diyemediğim, sadece satırlara döktüğüm geliyor aklıma. uyumaya hazır mıyım? değilim ki. ne yıldızları görebiliyorum,ne de ayın tamamını. hepsi eksik,yarım. kulağımda bir beste var, beynimin çeperlerinde dolaşan. notaara kaptırmak istiyorum kendimi çoğu zaman. en mutlu olduğum yeri düşünmek istiyorum. bu bağımlılıktan kurtulmak istiyorum. yoksunluk hissettiğim her anda ; bi şarkının bir filmin bir çöp kutusunun bir kedi kuruğundan  çıkmasını istemiyorum artık. kendi içinde ne kadar maruz kalırsan mental bağımlılıklarından kurtulursun diye düşünüyordum. çünkü alışırsın. artık hayatının bir parçası olur ve eksikliğini hissetmezsin. giderek büyüyor:) içimin alacağından ço...

yarım olmak zor

normalde nefes alırken içine çektiğin her oksijen atomunun seni rahatlatmaı gerekir. böyle işler hayat. her nefeste yeni tura başlar dolaşımın. başlamalı. kafandaki bi ton düşünce gitmeli içine girenleri tekrar dışarıya üflediğinde. daha fazlasını getirmemeli aklının perdesine. filmin yarısında çıkmak saçma belki, ne olabileceğini tahmin etmeye çalışıp “aa bu kötü” demek. sonunu beklemek gerek sanki. yaşamaya devam etmek için çektiğin iki oksijen atomundan birisi eksikse, o yaşamak değil de hayatın tekrarına girer. ve o bi oksijenin ne kadar önemli olduğunu kavrarsın. günlerce uyuyamamanın sebebini, bünyenin daha fazla kaldıramadığında sızmanın sebebini, gördüğün rüyalarda, sanki bir tanesinin aklının damarlarında dolaşması yeterli değilmiş gibi iki tanesini görmenin sebebini, havanın yüzde yirmisinin sana yetmemesini. aslında aldığın oranın yarısı olduğunu kavrarsın. eksiksin çünkü,yarımsın. ne aldığın hava yetiyor sana ne de gördüğün kar taneleri. alamıyorsun çün...

yollar

bazen gidişler bencillik gibi görünüyor olsa da, aslında kendi başının üzerindeki yıldızları çok sevdiğin içindir. onların güzelliğininin herkes tarafından görülebilmesi içindir. yola çıkışların amacı herkesin kendi başının üzerindeki kutup yıldızlarını görüp, ona göre yönlerini bulmasıdır. yola çıkma amacı başka diyarlara gitmek değildir. yollar üzerinde engel olmamaktır. yollar sapa,karanlık olsa da, gözler bir süre sonra alışınca karanlığa, camdan başkalarının takip ettiği yolların yansımasını görürsün belki. mutlu olmazsın belki ama, garip bir huzur vardır orada. bencillik edip başka yolları tıkayacağına, varsın karanlık olsun yollar. zaten o yolun sonu senin haritandaki işaretli yerle aynıysa, o karanlık sadece senin daha iyi görmeni sağlar. yola katırlarla devam etmen gereken yerlerde soğuk yersin. yüzün acımaya başlar,derin çatallanır. ellerini hissedemezsin belki bir süre sonra. bir kaç baykuş ötüşü duymaya başlarsın sonra. “ne olacak?” der gibi öterler sank...

e normal

biraz önce ölümden dödüğümü düşününce, aslında aklımda kıvır kıvır dönen düşüncelerin ne anlama geldiğini anlayabiliyorum. tam o anda aklımda ne olduğunu bilmek biraz acıtıyıyor belki de, işte; böyle bişey beklemeden sevmek sanırım. ve aslında sadece kendime üzülüyorum sanırım, zaman zaman gelen nöbetlerin, ve komik bişeyler dinlemeden uyuyamamanın dışında normale dönüyorum. ‘normal’ bi zaman önce böyleydi hayat zaten, sevdiğim ama zevk alamadığım. konuşmaya tenezzül etmediğim,çevremden geçip giden saniyeler silsilesi. normal işte, yine normale dönüyor. yine değerli,uğruna göz kırpmaya değer bişey yok. canımı acıtan nokta sanırım bir kaç ay mutlu olabildiğimi görmem. ve şimdi onu kaybetmiş olmam. bencillik mi bilemem bu. insan hayatta mutlu olmaktan başka bişey ister mi onu da bilmiyorum ama, normalken iyiydi yani. ne zaman;güzele süpere geçtik, kaybedince sıkıntı başladı. normalde boğazdan geçen yutkunmalar artık geçemez oldu. normalde uyunan uykuların hiç biri...

her şey yolunda

yüzündeki yaralar gibi hayat. en sevdiğin ve her gün yüzleşmek zorunda olduğun bir tablo gibi zaman zaman bakmamak lüksüne sahip olduğun, yeterli zaman geçip bakabildiğinde ise; ne kadar derin ve geçmeyecek olduğuna şaşırdığın yaralar gibi. hayat o yaralar mı yoksa  yüzün mü? hayat tabloya attığın fırça darbeleri mi yoksa o tualin kendisi mi senin fırçalarla şekillendirdiğin? neye önem verirsen ver, sonunda yine kendinle kalıyorsun. ne tual para ediyor ne de aldığın rengarenk boyalar. iyi insan olmaya çalışmak zor, kendini tamamen açabilmek de zor. her seferinde bi şekilde artarak yesen de darbeleri, yine salak çocuklar gibi açabileceğin yerler arıyorsun. bi türlü öğrenemiyorsun bu oyunun kuralını. her fırsat bulduğunda açıp,daha dibe batıyorsun. yine de ısrarla anlayışlı ve iyi olmaya çalışıyorsun. iyi... neye göre ,kime göre? belli ki çevrende örneği çok fazla yok. seçimler insan hayatlarına özgüdür, ve her biri kendi şartları altında mantıklıdır. senin ses...

kedi özledi

düşündüğüm her şeyin kapıdan girince kaybolmasının bir anlamı var tabi senin de söylediğin gibi kedi alıyor bütün hepsini. onun mırıldamasıyla hepsi yarına bir kar tanesi olarak uçuşuyor gökyüzüne. çünkü sen yoksun ki burda. yarına sadece kar tenesi yaratabilirim. yatağın senin köşesine yağar usul usul. iki limon öldürdüm bu gece hayatta kalabilmek için bi tanesi damarlarımdaki senin daha yavaş akmanı sağladı, bi tanesi ise gözlerime barikat kurdu. bak kedi de çok özlemiş. içimden çıkması gereken seslerin çoğunu o çıkardı nerde diye sordu sanki. ben de bilemedim ki? neredeydin? evim kavun kokmuyor artık. bi eksiklik var benim evimde. bi yanlışlık var kapıyı açarken anahtarın dönmesinde. omuzlarımda inanılmaz bi baskı.boynuma sarılıp gözlerimi kapatıyorlar seni. kan basıncım normal değil,hiç olmadığı kadar çok vuruyor damarlarıma belki seninleyken farketmiyordum,çünkü yanıbaşımdaydın tenimin altında,hücrelerimin hemen yanındaydın. yoksun ya şimdi, şaşırdı çocuklar ...

brida'ya

sadece kendin oynayıp kendinin izlediği filmde başrolsün. açılar geçiyor etrafından figüran kalıyorsun, ana kamera seni alırken bakmıyorsun. tüm cameolar sana bağlı. sen ne yaşıyorsan gözlerinin arkasında gönderilen sinyallerde onlar var. beynin sen bağımsız hareket etmeye çalıştığında ayağına çelme takıp düşürmeye çalışıyor. hiç içinde bulunmak istemediğin sahneleri gözünün önüne getirirken en çok acıyı da sen çekiyorsun. bir insan neden görürken öldüğü sahneyi gözünde canlandırmaya çalışır ki? ciğerimden çıkan gürültünün duyulmuyor olmasını geçip en güzel anları düşünmeye çalışıyorum. nefeslerin yerini notaların aldığı zamanlar daha zor. alamıyorsun çünkü. her şarkı,her nefes sana bişey anlatmaya başladığında duruyorsun. isteyerek değil belki ama duruyorsun. çalışmaz hale gelince koca okyanusta yelkensiz kalmış gemi gibi, başı boş hareket ediyorsun. aklında tek düşünce,keşke kaptan gelse de çıkarsa bizi bu karanlık sulardan. yıldırımlar düşüyor  o an beyninin or...