uzaklardaki deniz fenerinin ışığı ile yol almaya çalışıyorken, tahtalarına vuran yüzlerce deniz kabuğunu görmezden geliyorsun. arada binlerce başka deniz canlısını da öldürüp geçiyorsun. sahildeki insanlara güzel bir gece sunmaya çalışan milyonlarca tek hücrelileri sırf senin yok olma keyfin şairane olsun diye harcıyorsun. ne kendini biliyorsun şu aşamada ne de ne istediğini. aslında o kadar açık ki ne istediğin, yine de kendine “su” diyemiyorsun. gırtlağın kapanmış kendi içine; ne nefesi ne suyu veriyor. kendini öldürürken zamanın keyfine varmaya çalışıyosun. bir sincabın daldan dala konması gibi; bir yanda oyun bir yanda hayatta kalma mücadelesi. kimi fındıkların kabuğu çok sert,kimisi uzanamayacağın kadar yukarıda. fakat aşağıdan bakarken dallara, ay ışığı ve sincap o kadar güzel duruyorlar ki, ellemeye kıyamıyorsun. geminin dalgaları aştığı andan sonra; yere vurduğu o an gibi; vurup da etrafa saçmak istiyosun köpükleri. sıcaklık soğukluk far...
bir gülüşe ömür gibi anlam biçmek; dalları sararmış,ağırlaşmış ağaçların altında yürürken güneşi aramak gibi. yolculuklarının sonuna varmış yaprakların, bir zamanlar onlara can veren damarlarının arasından gökteki pamuklardan çalınmış bir damlanın döne döne,yaprakların yaşanmışlıklarını alarak aşağıya inmesi gibi. yüzünü kaldırdığında gözünün hemen altına çarpıp parçalara ayrılması gibi. sarı ve grinin arasında normalleşen yaprak çıtırtılarında, her adımın baika bir anıya cenazeyken; bir anda her şeyi parlaklaştıran, ilahi bir rüzgar esmiş gibi,yaprakların ayaklarının altından havalanıp göz hizana kadar yükselmesini sağlayan bir gülüşe. ışık oyunları mı dersin yoksa optimizm mi bilinmez ama, gözünün önünde salınan yeşil yapraklardır artık. her anı tazedir henüz,gömmezde üztüne basmazdan çok önceki halinde taze ve yeşil. tüm damarları hayat dolu,içinden akan gülüşlerdir. göğe çevirdiğin gözlerin açılamaz parlaklıktan,ya da açmak istmezsin. ağaçları kendi...
yastığın içinde yağan yağmurlar ıslatmaz yüzünü. rüyalarından dökülür, usul usul. bütün gün kararttığın toprakları yeşile boyarlar. gökkuşağı yaratırlar ki; sen uyurken başının çevresinde dolaşsın. renklendirsin rüyalarını. tanıdık bir güneş doğsun üstüne. sonra o güneş yine yaksın içini,kavursun. yine yağmura ihtiyaç duy diye. ama ıslatmaz yüzünü yastığın içinde yağan yağmurlar. beyin kıvrımlarından dökülenlerin aksine. yağmurun nereden geldiğini bilmeden kafanı göğe çevirmek daha kolay. belki biraz da şansıysan aralardan bir iki yıldız görebilirsin. kafanı kaldırmış göğe bakarken, göğün sana uygun gördüğü gözyaşlarının arasından bir iki yıldız kaparsın belki. onları birleştirip bir yap-boz içinde hissedersin kendini. bir parçası çalınmış, nereye baksan bulamadığın bir yap-boz gibi. bir ileri bir geri giderken düşüncelerinin içinde, olmak istediğin yerin çok çok uzağında olduğunu farkedersin sonra. ne hayatın sana verdiği ayrıcalığı kullanabiliyorsundur, ne de ha...
Yorumlar