Kayıtlar

Mayıs, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
krallığım bomboş, hiç oturamadığın tahtın,hiç uyuyamadığımız yatağımız seninle dolu şimdi. öyle..
resmen alkolde boğuluyorum günlerdir.. iyi mi kötü mü onu da anlayamıyorum ya neyse.. yazı yazmaya kalksam kelime bulamıyorum,konuşmaya çalışsam aradığım sesi bulamıyorum. eskiden söylenmiş,yazılmış sözlerde gidip gidip geliyorum..

beşiktaş semaları

içimi açabilsem,görebilsem acaba dökülenleri,nelerle karşılaşırım. kırmızı kırmızı akan kanımın içinden neler geçer acaba fark ettirmeden. bu özlemlerin bi sonu olmalı artık. güneşi doğurmakla bir yere varılamıyor onu anladık. gerçi varılıyordu prensesin yanındayken,zoraki gelmiyordu o zaman. mutlu oluyordu her dopan güneşle.. kelime bulamamak ne acı,duyguların tarifsiz kalmasıç sadece beyninin kendine açıklayabildiği,dışarıya paylaşmadığı şeyler. çok kocaman sevgiler,özlemler,gözler. yine mezsimleri bozdum sanırım,yine çok yağmur yağdırdım yer yüzüne. oysaki sarılmak istediğim tek bir koldu.belki bir omuz başı öpmek istediğim. deniz köpüklerinde beyaz,bulutlarda mavi,güneşte siyah,ayda mat. vapurlar sana getiriyor beni,yolumun üstü olmasa da, arkadaş toplantıları sana yaklaştırıyor,seni göremeyecek olsam da, rüyalar seni öptürüyor,koklayamayacak olsam da. günler geçip gidiyor işte,devamını getiremeyecek olsam da. bir yarına dudak kanseriyle uyanacağım heralde. bir yanında uyumak ister...
en rezil halimde eve geldim tutunacak hiç kimsem yokken seni ararken benim yanımda ol isterken... ve evim beni kabul etmedi,ya da ben onu etmedim sadece seni istemiştim senin omzunu,senin tenini,senin nefesini sabah uyandığımda senin uyuyorkenki halini gözlerini açınca gözlerini gülüşünü houston,burda hava bitti yaşamın devam edebilmesi için sen lazımsın.. sen lazımsın uyanabilmem için sen lazımsın hayat için
tek bir saç teliyle kendini avutmak... her sabah uyanır uyanmaz,hiç kullanılmayan kağıt peçetelerin arasından özenle alıp ışığa tutmak, koklamak,öpmek. sonra yine aynı özenle peçetelere sarıp,şeker kutusunun içine, bi dahaki sabaha kadar kalmak üzere saklamak. böyle işte günler. bunların dışında pek önemli bişey yok gibi hayata devam etmeye çalışmaktan başka. zorla kendini evden çıkartmaya çalışmak. zorla gezmek,zorla gülmek falan. sonra kolayca alkole boğulmak,biraz sakinleşmek. sabah olduğunda en azından birazcık uyuyabilmiş olmak. aslında birazcık sızmış olmak,yoksa uyku gideli çok olodu benden. umarım sana bulaştırmışımdır uykularımı. iyi ki yağmur mevsimleri bitmiş, yoksa çoktan boğulmuştum suların içinde. beraber şarkılarla uyumak... yan yana aynı rüyayı görmek... yolda yürürken acaba ne zaman elimi tutacaksın diye beklemek. tuttuğunda,sevinçten ölecek olmak.. beraber kahvaltı hazırlamak.. film izlemek,gecenin bi körü sana gelmek.. odan...yatağın..saçların..gülüşün..gözlerin..ses...
geceyi uyutan gündüz yüzlü kız, yıldızlar dürttü seni andım
dün gece yine yastığıma sarılıp uyudum, yine gülüyordum sabah uyandığımda. ta ki uyandığımı anlayana kadar. yine masal yazmışım rüyamda,yine mutlu olmuşum. sabaha doğru saatler geldi ya, en çok eksikliğini çektiğim zamanlar işte.ellerimin senin ellerinde olması gerekiyordu şimdi,başımın iki yanında değil. dudaklarım seni öpmeliydi,soğuk,metal kutuları değil. gözlerim senin canlı gözlerine bakmalıydı,fotoğraftakilere değil. üşümemeliydim ben,saati de yaklaştı zaten.. ay gibi parlak,ışık değil de; en uzaktaki gezegenimsiler gibi;görülemeyen mi olmak zorundaydın sanki? "hayat,yaşam" anlamın... anlamım.. zaman yolculuğu yıpratıyor insanı,her gün her gün geriye dinmekten göz altlarım şişiyor. belki de ağlamaktan ,tam bilemiyorum. ne zaman; yatağımdan masa üstüme düşsem seninle karşılaşıyorum, ne zaman;her hangi bi'şey yapsam sen oluyorsun orada. uyumak lazım,kavuşmak lazım...
deniz kıyısında olmak isterdim şimdi, vapur arkasından bakmak. bacasından çıkan dumanlarla kalbimi ısıtmak.. üşüdüm,çok üşüdüm hem de.. göz pınarlarımda donan damlalarım, ağır birer buz kütlesi olarak kalbime düşüp saplandı. bu sabah uyandığımda ellerime aldığım altın teli güneşe tuttum.. biraz daha parlasın,gözlerimi alsın ki uyanayım diye. ama birden bulutlar sardı güneşin etrafını parıldatmadılar o tek saç telini, prensesimin tek saç telini. hemen odamın tavanına döndüm,oraya tuttum,onun ışığında parlattım ben de. gerçek hayattaki gibi,sadece kendimleyken parlatabildiğim gibi artık. ah güzel prenses.. aynanda gördüm dün gece kendimi. burun burunaydık yine,kokun yine etrafımı sarmıştı beni tehlikelerden koruyan kalkan gibi. gülüyordum. uyandım,yine gülüyordum. karanlıktı hava hala,hala bulutlar vardı güneş etrafında tıpkı insanlar işe çoktan gitmişken uyuduğumdaki gibi. sıcak olması,güneşin insanları bıktırması gereken bu zamanlarda hala karanlık olduğu gibi. benim olmadığın için,ben...

çok özel mektuptan ufak alıntılar

günün doğmasını bekler gibi bekledim senin uyumanı. kollarımda,kokunla uykuya dalmak o kadar zordu ki benim için. o kadar zordu ki,saçlarının önümde samanyolu gibi uzanırken, benim kendimi kandırıp,uyumak istediğime inandırmak. tuttum kendimi,hiç yaş dökmedim bu gece;şimdiye kadar. ben senin yanına gelirken,senin dünyana girmek isterken, her şeyi ama her şeyi arkamda bırakıp gelmiştim, içimde ufak tefek sorular olsa da; seninle zaman geçirirken garip bi şekilde uçuvermişlerdi aklımdan. yanındayken,yanımdayken;bir an gerçekten uyuyabileceğime inandım. hatta gözlerimi bile kapattım,o kadar mutlu ve huzurluydum ki. yeni doğan gün gibi,ben de doğuyorum sandım. sıcaklığın kaldı kolumda,çekemedim kolumu senden, çekemedim nefesimi üzerinden,vazgeçemedim,kokunu içime çekmekten. sırtın dönük de olsa bana,gözlerini görüyordum. tıpkı rüyalarımda gördüğüm gibi. hepsi gerçekti sana anlattığım şeylerin. ve evet haklıydın;sadece bir şeyden korkuyorum; ama senin tahmin ettiğin gibi; geçmişimden değild...
eskiden yastığıma başımı koyduğumda huzur bulurdum.. şimdi uzak odalara gidip,uzak yataklarda yatıp,uzak sevgileri özlüyorum..

geceyiuyutan gündüz yüzlü kız

yarım kalmak; şarkılar yarım kalır,sonra dinleyebilirsin. filmler yarım kalır,sonra izleyebilirsin. kitaplar yarım kalır,sonra okuyabilirsin. ya rüyalar? aynı rüyayı tekrar görmeye başlayabilir misin? ya hayat? yol boyunca denizi izlerken aklıma gelen cümleler sanki denize düşmüşler, kendi yatağımda bulamadım hiç birini,üzüldüm. göz yaşlarımla birlikte kaymışlar sanki topraktan sonsuz maviye,gitmişler.. en uzun yazımı yazacağım gibi bişey düşünüyodum sanki,kafamda onu kurgulamaya çalışıyordum.. sonra yaşları hatırlıyorum.. hani tılsımlıydı benim cümlelerim? neden şimdi işe yaramıyorlar? neden şimdi arkamda belirip,beni sarmalamıyorsun? gönderilmemiş çok mektup birikti içimde, söylenmeyen çok söz,yapılamayan çok şey.. demet demet nergis toplamıştım içimde, plutonlar dolusu.. bir gün ,eğer izin verseydin; hepsini yağdıracaktım üstüne.. kocaman dalgalar vardı içimde,beraber güneşin doğuşlarını izlerken bizi ıslatacak. çok nota vardı,sen uyurken sana fısıldayacağım. çok öpücük vardı,sen uy...
nefessiz kalıyorum kendi dumanımın altında.. eksik parçamı tamamladığımı düşünüyordum oysa ki, hala da düşünüyorum açıkçası.. ama kalbim,beynim,ben,ellerim gözlerim.. hepimiz bambaşka diyarlardayız çoğu zaman.. birbirimizden habersiz,öylece koşuyoruz sağa sola,yukarıya aşşağıya. güzel bir gülümsemeyle güneşlerimiz doğarken,aynı gülümseme ay'ı da getiriyor kimi zaman beraberinde.. dudak dediğimiz arkadaşlara bir öpücük kondrulurken,kulak adı verilen kişilere başka sözler söyleniyor.. dünyanın ekseni kayıyor günden güne.. beyin çok başka diyarlara gitmek üzere sanki.. bırakma bizi beyin,sana ihtiyacımız var.. gerçi git be... kalp arkadaşın öğütlerini dinleyemiyoruz senin yüzünden. o 'ne var,bununla yetin işte,bununla mutlu olsana' dedikçe; sen çıkıp; "hayır,saçmalama,daha fazlası,daha güzeli olabilecekken neden yolun başında vazgeçiyorsun?" diye soruyorsun.. sonra bir gülüyoruz,bir ağlıyoruz sayende.. ya da dur gitme. sen kal kalp gitsin.. biriniz gidin işte, daha f...
iki güzel göz karıştırdı benim hayatımı, her şey güzel gidiyor derken hayatıma giren iki güzel göz. ve onların yanında dünyanın en güzel gülüşlerinden biri yapılacak bir şey yoktu.. kapıldım ben de onlara.. sabahlar oldu,geceler oldu,sabahlar oldu.. rüyalar gerçekler birbirine karıştı sonra.. sonra baktım ki,ters giden şeyler var, hayat yine hayatlığını yapıyor ve içimi kaldıramayacağım ağırlıklarla dolduruyor.. ben bıktım artık hafriyat kamyonu statüsünden hayatta bundan daha değişik bi yerim olmalı.. bana yüklenenleri kaldırabilmekten sıkıldım bir kere de "mutsuz olalım o zaman" demeyi istedim.. dedim... o iki gözün altında,o gülüşün altında; nergiz bahçelerinin yanında uyumayı istedim.. ne zaman gözümü açsam,ne zaman nerden geldiği belli olmayan bir koku duysam.. hep aynı kapıya çıkıyor artık.. camları kırmak,sokaklara vurmak kendini fayda etmez artık;damarlarından akan kanı şehrin sana en uzak sokaklarına yaymaktan başka.. tam burda beklemek.... tam burda,kalbinin sana ha...
çok insan var sokakta.. çok yürek,çok kırıklık.. geziyorlar hepsi sağda solda; sanki kendilerine bir uğraş,bir avuntu bulmak istermiş gibi. o et yığınları arasında; şeytan suyunun etkisiyle sahip oldukları düşünceler yardımıyla, kendilerine yeni bedenler,yeni etler bulabilmek için. birçoğu da buluyor aksiymiş gibi. sanki, sabah uyandıklarında yeni bir beden onlara güç verecekmiş,onlara yaşam sevinci aşılayacakmış gibi. ya da; kendi kalplerindeki öfkeyi ve kederi; başka bedenlere aktarabileceklermiş gibi. oysa hiç birimiz vampir değiliz.. yeni bedenler asla güç vermez sağlıklı beyinlere, onları daha zayıf,kendinden daha nefret eder bir hale büründürür. ama bu döngü hep sürer.. hep etler dolaşır ortalıkta. her gece bir parçası daha kaybolan ruhlar.. sonra bir sabah farkedilir kalbin düştüğü.. aranır,taranır.. ama yok.. öylesine bakar artık gözler; sokakta yürüyen kadınlar da erkekler de güvenilmezdir artık. çünkü;hepsini sadece büyük kısmı alınmış kalplerle görürler. aynı kendileri gibi ...
dayanılamayacak tek şey de; onunlayken onsuz olmaktır belki de.. oluk oluk akarken kalbindekiler,gözlerine,diline,ellerine,yüzüne kendini çok yukarılarda hissederken; içinin biyerlerinde;uyandığımda da böyle mi olacak acaba endişesidir. tek yanında olmasını istediğin şey yanındadır. berabersindir,sıcaklığını,nefesini hissediyosundur. ama işte,o tilkiler bir kere serbest kalmaya görsünler.. dolanır dururlar sabaha kadar başının üzerinde. o anda olduğun yeri,cennetin sana sunduğu o minicik yatağı bile göremez olursun. ve zor saatler başlar onun gözerinin kapanmasıyla. nefes alışlarından çözmeye çalışırsın yarın olacakları, göz kapaklarının altında gözlerinin hareketlerini görürsün belli belirsiz. acaba ne görüyor rüyasında diye düşünürsün kendikendine. sonra kafana rüyalar oturtmaya çalışırsın; önce güzel rüyalar olur bunlar.. bir kaç saat önce kulağına çalınan güzel sözlerin,boynundaki kolların etkisinde; ikinizin oduğu rüyalar hayal edersin sen de. sonra içinden bi yerlerden bi düğmey...

gözü boynuz izi yaldız

kimi zaman bir saç teli bile önemli olur senin için. o kullanılmamış bir kağıt mendille birlikte, tadını bir türlü sevemediğin şekerin kutusununn içinde saklanmış olması gerekirdi halbuki. onu ordan alıp,ışığa tutup,parıldamasını izlemek isterken, kendine ettiğin küfürlerle çınlar kulağın. yağmur sonrası çıkan sümüklü böcekler gibi gezinirsin etrafta. boynuzcuklarını bi sağa bi sola hareket ettirerek,anlamsız anlamsız dolaşırsın. derken bir daha yağmur yağmaya başlar üstüne, kaçıp saklanmaya çalışırsın,kafacığında bir ton düşünceyle.. acaba dersin,nereye gitsem,nerede bulsam onu.. hani bulmuştum,neden saklanıyor şimdi,üstelik yağmur da bitti.. acaba sıkıldı mı benim arkamda bıraktığım, sadece onun gönlünü hoş etmek için bıraktığım parıl parıl izlerden. halbuki ben o izleri ta içimden çıkartıp, onlarla,topraklara,taşlara,insanların üstüne başına şiirler,hikayeler yamıştım dersin. düşünürsün,acaba o da beni benim gibi düşünüyor mu, yoksa sadece kafası karışık olduğu için mi benim izlerim...