Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

nöoğ

insanın  hayatından çıkan her şey ondan bi parçayı alıp götürüyor. peki ya çıkan ruhun ta kendisiyse? geriye kalanları topladığında bir şeyler elde edebilir misin? ağaçları ele alalım mesela, her son baharda yaprakları dökülüyor. sonraki baharda tekrar çıkıyorlar.pek bir şey kaybetmemiş gibi duruyor değil mi? ya da gökyüzü. uçup giden kuş sürülerinin ardından kısa bir süre boş kalıyor. sonra başka bir göç mevsiminde yeniden dopdolu. ya da denizler; her dakika her an binlerce balık tutuyor insanlar. fakat sular altında insanların bu barbarlığına direnen bir hayat var. ürüyor balıklar.çoğalıyor. peki ya sonbaharda ağaçların kökleri kurusaydı.bir daha yaprak çıkar mıydı başımızın üstünde. meyve verebilir miydiler bir süre sonra? kuşlar gittikleri yerden dönmeselerdi peki? en fazla gri bulutlarla dolabilirdi gökyüzü.arada yağmur yağdırabilen. bir şeyin ruhunu,canını ondan çekip alırsan,geriye içi boş,çürümüş değersiz bir yığından başka bişey kalmaz. her harfin bi anla...

neymiş?

uzun zaman yer altında kaldıktan sonra gün ışığı gözlerini kesiyor, dilimlere ayırıyor. ne güneş,ne mavi görmek istiyorsun; ki rahat edebilesin. ayırdına varmayı da unutuyorsun ne olduğunun. çünkü prematüre bebeklerin oluyor kucağında,gözlerinin her baktığı yerde,kulağının algıladığı her santimde. hangisine ne kadar sevgi versen de,diğerleri ölecekmiş gibi. ki senden hiç haberleri yok; masumca dünyaya gelmişler yatıyorlar kucağının bir köşesinde. ne sesine,ne tenine tepkileri var. ama oradalar. senin sevginin ürünü,yatıyorlar kollarında. ne yapacağını bilemiyorsun, koklasan kırılır mı,öpsen ölür mü? bence ölür... öpmeseydin keşke,koklamasaydın hayatını... dünyaya gelememişlerin hepsi ölmüştür çünkü. her uyuşmaya çalışan sinir ucunun sıkıntı çıkarması, ya da başka bi yerlere götürmesi seni. bazen o düşündüğün gibi olmuyor, en çok tutmak istediğin kısım sanki inatla senin elinden kaçmaya çalışıyor, sanki ağdaki balığın kaçmaya çalışması gibi. biliyor aslında öleceği...

bana ne yaptın?

sanki her kelime köşede bekler gibi her şarkıda bi şey bulmak için çok erken değil miydi? şarkılardan kaçıp huzurla yatağında yatıp duvarlara bakmak gerekirken, o yatağa girememek için? duvarların köşelerine bile bakamamak,fikirlerinin, sesinin yankılanıp dönüp yüzüme çarpması için? altı üstü toplu taşıma aracı,binip gidersin. neden aynı yer ve aynı torba oluyor elimde. ve neden benim senin sevdiğinden daha çok sevdiklerim,sana gitmek üzere avuçlarımda kayboluyor? bir daha 48den su alamayacak olmak... tüm boş şişeleri dolduracak kadar yağmur yağdırabilmek... yollardaki alelade ağaçların eğilip, göğü kapatması neden peki? hoş orda da bişey yok,altı üstü siyah bi bez parçası üstündeki kahvaltıdan kalan kırıntıları sallayıp başına düşüren. aralarından yürümek de zor şimdi, belki tanıdık bişeye rastlarsın da alırsın diye. tahtın bi köşesinde her zaman yer var zaten. hayat her yönüyle boka batmışken, öznenin tek olması nasıl mümkün oluyor ki? insan bencilliğine mi düştüm y...
bazen neden üzüldüğünü bile anlayamadan çöker hüzün üzerine bir iki eski fotoğraf yardımcı olur belki,ya da yenilerden birkaç şey. gözlerini okşayıp beynine vurur sertçe karıncalanır burnunun üstü. gözlerinden beynine giden elektrik demetlerinin yeri boş kalır gözlerinde, vücudun onları daha tuzlu şeylerle doldurmaya çalışır. bazen bilirsin nerede ve ne zaman bırakman gerektiğni. kendine ne kadar anlatsan da,ne kadar ikna omuş gibi gözüksen de; işte birkaç takvim yaprağı sonra yine kendini kandırmış olduğunu farkedersin. mantık ve beyin diye tutturup olamayacağını anladığın bazı şeyler, eksik bıraktıkları yerlere doluşmaya çalışır sessizce. muhattap alabileceğin kimse de yok tabi kendinde başka karşında, vurur rahatça bi sağ bi sol demeden. farklılıkların da farkındasındır tabi artık, çünkü kelimeler ellerine döküldüğünde gülebiliyor,çok acıtmadan çıkarabiliyorsundur artık. kaybettiklerini hayatınla harmanlayabildiğinde, seninle olmadan senin olabildiklerinde çözülüyor....
uzun zaman olmuş biliyorum neden arayıp sormadın diye sorma bana duygusuzlaştım sanırım,nötrleştim içimde atmak için beklediğim bişeyler kalmadı sanırım ya da bana bişey hissettiren artıklar kapatmıyor artık sanırım damarlarımı iyi mi kötü mü ayrımını yapamıyorum bu durumun acı çekmiyorum belki,hayatı geldiği gibi kabul ediyorum artık ne gecelerim zehir oluyor ne de gündüzlerim uykusuz. bişeyler birikmiyor dedim ya artık içimde, bu da beni normal düz insan yapıyor. sıkıntım bundan belki,kendime yedirememekten. yaratıcılığımın elimden alınması gibi, cennetten kovulmuş,kanatları alınmış melek gibi. ve kendime yetememekten,ya da fazlasıyla yetmekten. bi sıkıntı var ama o belli. defalarca ekran karşısına geçip, dört satır sonra ayrılmaktan eski usüllere dönmeye çalışıp,kağıt karalarken bulmaktan çok sıkıldım. bardağın içine sıktığın limon gibi,bitmiş posası çıkmış,çekirdekleri dökülen narenciye olmaktan sıkıldım. ama olmuyor. bi şekilde çıkmıyor içimden,ya da birikmiyor....