Kayıtlar

Aralık, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

nöoğ

insanın  hayatından çıkan her şey ondan bi parçayı alıp götürüyor. peki ya çıkan ruhun ta kendisiyse? geriye kalanları topladığında bir şeyler elde edebilir misin? ağaçları ele alalım mesela, her son baharda yaprakları dökülüyor. sonraki baharda tekrar çıkıyorlar.pek bir şey kaybetmemiş gibi duruyor değil mi? ya da gökyüzü. uçup giden kuş sürülerinin ardından kısa bir süre boş kalıyor. sonra başka bir göç mevsiminde yeniden dopdolu. ya da denizler; her dakika her an binlerce balık tutuyor insanlar. fakat sular altında insanların bu barbarlığına direnen bir hayat var. ürüyor balıklar.çoğalıyor. peki ya sonbaharda ağaçların kökleri kurusaydı.bir daha yaprak çıkar mıydı başımızın üstünde. meyve verebilir miydiler bir süre sonra? kuşlar gittikleri yerden dönmeselerdi peki? en fazla gri bulutlarla dolabilirdi gökyüzü.arada yağmur yağdırabilen. bir şeyin ruhunu,canını ondan çekip alırsan,geriye içi boş,çürümüş değersiz bir yığından başka bişey kalmaz. her harfin bi anla...

neymiş?

uzun zaman yer altında kaldıktan sonra gün ışığı gözlerini kesiyor, dilimlere ayırıyor. ne güneş,ne mavi görmek istiyorsun; ki rahat edebilesin. ayırdına varmayı da unutuyorsun ne olduğunun. çünkü prematüre bebeklerin oluyor kucağında,gözlerinin her baktığı yerde,kulağının algıladığı her santimde. hangisine ne kadar sevgi versen de,diğerleri ölecekmiş gibi. ki senden hiç haberleri yok; masumca dünyaya gelmişler yatıyorlar kucağının bir köşesinde. ne sesine,ne tenine tepkileri var. ama oradalar. senin sevginin ürünü,yatıyorlar kollarında. ne yapacağını bilemiyorsun, koklasan kırılır mı,öpsen ölür mü? bence ölür... öpmeseydin keşke,koklamasaydın hayatını... dünyaya gelememişlerin hepsi ölmüştür çünkü. her uyuşmaya çalışan sinir ucunun sıkıntı çıkarması, ya da başka bi yerlere götürmesi seni. bazen o düşündüğün gibi olmuyor, en çok tutmak istediğin kısım sanki inatla senin elinden kaçmaya çalışıyor, sanki ağdaki balığın kaçmaya çalışması gibi. biliyor aslında öleceği...

bana ne yaptın?

sanki her kelime köşede bekler gibi her şarkıda bi şey bulmak için çok erken değil miydi? şarkılardan kaçıp huzurla yatağında yatıp duvarlara bakmak gerekirken, o yatağa girememek için? duvarların köşelerine bile bakamamak,fikirlerinin, sesinin yankılanıp dönüp yüzüme çarpması için? altı üstü toplu taşıma aracı,binip gidersin. neden aynı yer ve aynı torba oluyor elimde. ve neden benim senin sevdiğinden daha çok sevdiklerim,sana gitmek üzere avuçlarımda kayboluyor? bir daha 48den su alamayacak olmak... tüm boş şişeleri dolduracak kadar yağmur yağdırabilmek... yollardaki alelade ağaçların eğilip, göğü kapatması neden peki? hoş orda da bişey yok,altı üstü siyah bi bez parçası üstündeki kahvaltıdan kalan kırıntıları sallayıp başına düşüren. aralarından yürümek de zor şimdi, belki tanıdık bişeye rastlarsın da alırsın diye. tahtın bi köşesinde her zaman yer var zaten. hayat her yönüyle boka batmışken, öznenin tek olması nasıl mümkün oluyor ki? insan bencilliğine mi düştüm y...