Kayıtlar

Şubat, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

sönüş

güneş ve ayın arasında uykuya yatmışken, çevremden geçen gök taşlarının soğukluğuyla uyandım. sol tarafıma döndüğümde; bıraktığın boşluktan baktım. atmosfere girince arkalarında bıraktıkları izlere. çok davetkar bir şekilde çağırmalarına rağmen, dönemedim yeryüzüne. mavi yeşil izler gündüzleri hatırlattı. arkalarından tutmak istedim kuyruklarını. kaçmasınlar,kaybolmasınlar diye. yapamadım. onların hayatları oydu. gök yüzünde parıldayıp bazı insanlara ilham vermek, bazılarına bişeyler hatırlatmak için yok olmaları gerekiyordu. tutmadım. kaydılar okyanusların üzerine doğru. her iki yanda büyüyen dağların arasında, denizin mavisine doğru kaydılar. gittikçe büyüdü çevrelerindeki dağlar. sıcaklığı solana kadar denizin dalgaları üzerinde dans etti. tam birleştiği anda, üzerinde dumanlar tüterken hayatın başlangıcını gördüm. daha bir kaç dakika önce,gökyüzüne rengarenk resimler çizen taş parçası; şimdi hayat vermeye çalışıyordu suya. kötü bir kısır döngü bu. saçma bir...

kelebek

kedinin tırnağının ucundan aldım bu gece. dün ayın yansımasından almıştım, önceki gün bir konuşmadaki isminin tınlamasından. o zehir her gün  dolanıyor içimde. bir şekilde ben iyiyim desem de, beraber uyuduğumuz yerde skor eşitleniyor. ya da ben geriye düşüyorum , tam bilemiyorum. son kaç gündür bilemediğim gibi bunu da bilemiyorum. güneş bi yerden çıkıp bi yerden batıyor. bunun çok ayırdında değilim bi zamandır, ve perdeler kapalı yaşamaya alışmaya çalışıyordum. bir ismin ilk hecesinde aylardır gömdüğün cesedin ortaya çıkması neden peki? sadece ilk hecede kalbin deli gibi atması neden? hatta ilk harfte mezarlktaki tüm toprakların ayağa kalkııp, üstüne yürümesi neden? başlangıcı da böyle değil miydi zaten, ben toprağımın altında huzurlu yatarken gelip kaldırmadın mı beni? yaşamın güzel olduğunu göstermedin mi? nerede olduğumu bilemeden,nerede olduğunu bilemeden günleri geçirmek çok zor. hiç öpmedin ki beni. en büyük eksikliğim de bu sanırım. ben uyurken tüm hü...

hıms

yastığın içinde yağan yağmurlar ıslatmaz yüzünü. rüyalarından dökülür, usul usul. bütün gün kararttığın toprakları yeşile boyarlar. gökkuşağı yaratırlar ki; sen uyurken başının çevresinde dolaşsın. renklendirsin rüyalarını. tanıdık bir güneş doğsun üstüne. sonra o güneş yine yaksın içini,kavursun. yine yağmura ihtiyaç duy diye. ama ıslatmaz yüzünü yastığın içinde yağan yağmurlar. beyin kıvrımlarından dökülenlerin aksine. yağmurun nereden geldiğini bilmeden kafanı göğe çevirmek daha kolay. belki biraz da şansıysan aralardan bir iki yıldız görebilirsin. kafanı kaldırmış göğe bakarken, göğün sana uygun gördüğü gözyaşlarının arasından bir iki yıldız kaparsın belki. onları birleştirip bir yap-boz içinde hissedersin kendini. bir parçası çalınmış, nereye baksan bulamadığın bir yap-boz gibi. bir ileri bir geri giderken düşüncelerinin içinde, olmak istediğin yerin çok çok uzağında olduğunu farkedersin sonra. ne hayatın sana verdiği ayrıcalığı kullanabiliyorsundur, ne de ha...

deniz feneri

zaman geçmiyor ki, iyi ya da kötü olduğunun ayırımına varasın. günlerin nasıl geçtiğini,geçip geçmediğini anlayamadıktan sonra güneşin doğuşu ya da batışı çok anlam ifade etmiyor. her attığın adımda henüz yaşamadığın anılar vuruyor yüzüne. daha önce huzurlu uyuyabilmenin sebebi olan kardeşlerinin arasındalar. eksikliğini daha nasıl ifade edebilirsin diye düşünürken, gözüne gözüne çarpıyor hepsi. ve yine ifade edemiyorsun. yine o dili bilmiyorsun. sadece soğuktan için birbirine giriyor, titremelerinin sebebini çözemiyorsun. daha önce hiç beraber yürümediğin yollar bile nasıl hatırlatır ki? aslı astarı olmayan, baktığında gerçekliği de sorgulanabilen bir umut yüzünden, insan neden hayatını kendi istediği gibi yaşayamaz ki? yinesi ya da tekrarı yok ya, hep oturduğunuz yerde oturup, en fazla havaya bir iki kelime daha savurabilirsin. ne ifade ediyor?? hiç... eskisinden bir farkın yok, boş yine. vücudun bile o kadar alışmıştır ki, yalnız uyumaya çalışırken ısısını ay...