Kayıtlar

Haziran, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
uyuyamıyorum lancıım uyuyamıyorum sıcak bi taraftan vuruyo,düşünceler bi taraftan,yarın ki sınavlara çalışmamış olmam bi taraftan. toputopu en fazla 5dk lık konuşma beni bu hale getiriyosa,her gözümü kapadığımda tekrar tekrar o konuşmayı yapıyosam yuh bana yuhlar bana.. böyle olmamalıydı be lan böyle olmamalıydı. oturup burda saçma saçma takır takır gecenin bi yarısı sana yazıyo olmamalıydım lancıım yok,olmamalıydı

42

bu kez 42 gün kaçabildim kndimden,çok ağlamadan,kim olduğumu nerde olduğumu düşünmeden,hayattan saklanarak 42 gün dayanabildim. şimdiyse durum çok farklı... 42 gündür beni arıyan karanlık,bir gecede 42 günlük nefretini üstüme kustu. bütün pisliğini akıttı bir gecede damarlarıma. ve benim kalbim bu overdoz u kaldıramadı ne yazık ki.. şimdi kalbim durdu sanki.. ve şimdi sanki....
henüz daha ayılamadan,daha başımın ağrısı geçmeden,daha gözlerimin ağrısı geçmeden yazıyorum bu kez sevgili lan. evet dün gece gerçekten kötü bi geceydi benim için,ne yaptım nasıl yaptım bilmiyorum gerçi.. çünkü uzun zamandan sonra bu kadar çok içtim. ama hatırladığım tek bi şey var ki,o da benim uzun zaman yine kendimi kandırmış,ve daha çoook beklemem gerektiğini anlamış olmam. bunca zamandan sonra ilk defa görmek,görünmemek için saklanmak,bilmemne bilmemne. evet dün akşam gördüm ve gözlerim acıdı... dj desteği ile kendimi göz acımasına güzel hazırladım zaten.. is this love lar,sentenced lar,bişeyler bişeyler. SANA SARILMAYI O KADAR ÇOK İSTERDİM Kİ..... bana sarıldığınsa karşılık vermeyi... ama olmadı,neden bilmiyorum omadı gerçi biliyorum neden olduğunu. o anda aklımda senle karşılaştığımızda olacağını düşündüğüm şeyler vardı.. sarılıcak,öpüşücek,koklaşıcaktık. sen benim saçımı okşayacaktın bebeğim diye,ben senin o güzel yüzünü öpecektim. bunları düşündüğüm için,aslında o anda bunlar...

26 sularına hoş geldim

nasıl bi yazı yazsam diye sormaktayım şu anda kendime sevgili lan 26 yaşıma giriverdim bir anda,çok olmak istediğim yerlerde değildim adımımı oraya atarken ama yadırgamadım da yerimi. hem uzun zamandan sonra ilk defa pastayla kutladım doğum günümü,yine katharsiste,yine elimde viski,yine sentenced dinleyerek. ve yine yalnız... katharsis halkı,yani yirmibeş ailesi olmasa kimbilir ne yapardım doğum gunumde tabi ki hiç bi zaman doğum günlerinin diğer günlerden farklı olacağını düşünmedim,düşünmüyorum da. ama yine de bu kez sanki farklı olsun istemiştim,bi de bişey farkettim ki sevgili lan benim hiç arkadaşım kalmamış... bunun sebebini düşünmeye başladım şimdi. acaba cok uzun süre butun önceliğin,bütün sevginin sadece bir kişiye verilmesi,geri kalan insanlara çok bişey koklatılmaması mı,yoksa hep mi böyleydi?? bilemiyorum lancım ama farkettim işte ne yazık ki.. çok yalnız kalmışım ben.. neden acaba??? lan???

who wants to live forever

demiş zamanında fredi merküri abim. gerçekten kim ister acaba bu dünyada sonsuza kadar yaşamayı? bu adil olmayan,sürekli birilerinin ezildiği,ezşlenlerin sırtına basanların her gün daha da yükseldiği,mutluluğun baki olmadığı,sürekli arkanda önünde bişeylerin döndüğü,bir gün kulağına senden vazgeçemem fısıldanırken ertesi gün güle gülelerin çınladığı,hep birilerinin öldüğü,insanların saçma şeylerle övündüğü ve saçma şeylerle yerildiği,oturup inekleyenlerin başarılı sayıldığı ama hayat hakkında bir çok şeyi yaşayanların başarısız sanıldığı,kimsenin haklarına saygılı olunmayan ama iş kendine gelince sürekli hak arayan insanların yaşadığı,nefretin doruklarda gezdiği,herkesin birbirinin arkasından iş çevirdiği,bu boktan dünyada gerçekten kim sonsuza kadar yaşamak ister acaba? yavuz abim de cevap vermiş tabi fredi abime yaşamak istemem artık aranızda..... gerçi onunki de doğru bi cevap sayılmazdı ama en azında kendi doğruları vardı ve o gitmeyi seçti. ya gitmeyi seçemeyenler,onlara ne olacak...

ıslak parça

gece eve gelipte 'kırmızı'yla süslenmiş havlumun makinada olduğunu görmem bi değişik yaptı beni içimdeki benlerden biri noolcak lan dese de bir başkası umarım çıktığında hala kırmızılıklar olur temennisinde. beynim ayrılmaya başladı galiba artık. bakalım nolucak

bu başlıksız olsun

parçalar ağırlaşmaya başlıyor. çok zaman kaybetmeden,yavaş yavaş çıkarmak gerek parçacıkları. kendimi gerçekten anlamak istiyorum bazen. ben niye burdayım,amacım yapmam gerekenler neler? ve birçok 'neden' sorusu daha. hayat bana oyun oynarsa bende hayata oyun oynarım ilkesini henuz bırakabilmiş değilim. gerçi bunun bi ilke olmadığının farkındayım ama.. beynimi uyuşturup,bişeyler düşünmemek ne kadar doğru ve sağlıklı acaba? işe yarıyor evet,kesinlikle işe yarıyor. ama ya sonra ne olacak? daha öncede kendimde uzun süre kaçmıştım,sonunda hiç te olmak"istemediğim bir insan haline gelmiştim. yine kaçıyorum yine kaçıyorum. kaçmadığım zaman o kadar zorlanmıyorum bu kez demek isterdim ama ,sadece bir yada iki kez kendikendimle yüzleştim uzun zamandır. bu yüzleşmelerde ise kendi bencilliğim ve mazoşistliğim ağır bastı. belki düşünmeyeceğim şeyleri zorla aklıma getirmekten,bunlara üzülmekten,ağlamaktan zevk alıyorum sanırım. bilinçli değil bu acı,ama sanırım bir tutku olmuş benim iç...

masallar biter mi?

bi tane prenses varmış,çok canı sıkılıyomuş uyumaya çalışşıyomuş ama olmuyomuş. sonra sıkılıp sıkılıp ormanda gezmeye karar vermiş...... diye başlayan bi masal vardı. kim yazmıştı,niye yazmıştı hatırlanmaz ama vardı böyle bir masal. her gece yenileri ekleniirdi bu masallara,ama sesli ama sessiz anlatılırdı. sonra ninnliler vardı her gece söylenen. umutsuzca,'rüyadaki .... gibi' kısmında .... yerlerine bişeyler bulunmaya çalışılan. şimdi ne masal kaldı,ne ninni.. çocuklukta gitti onlarla beraber. çok özlenen çocukluk ta gitti onlarla....

4. sezon finali...

..ne olduğu anlaşılamadan başlar final.. yumuşak bir radiohead şarkısı eşliğiyle mesela 'exit music-for a film-' ana karakterlerimizden daha kıllı olanı görürüz bilgisayarı başında. kamera yavaşça yaklaşır ona,saçlarının arasından bilgisayarında uğraştığı şeyi görmemizi sağlar. önünde birkaç açık sayfa,ordaki fotoğraflara bakıyodur. ilk dikkat çeken şey ise,sayfaların hiçbirinin kendiyle alakalı olmamasıdır. bir o sayfaya,bir öbürüne bakıp bakıp,anlamsız sesler çıkartmaktadır karakterimiz. sigarasından bir duman daha,birasından bir yudum.. bakmaya devam. ansızın kalkar yerinden,kafasını özellikle yatağının ters tarafına doğru çevirir ki,bir türlü kaldıramadığı,4 sezonluk bu 'mini' dizinin fragmanlarını görmesin. hızlıca çıkıp odadan,mutfağına geldiğinde; bu kez kafasını buzdolabının kapağının tersine çevirir. e malum orda da ufak teaserlar bulunmaktadır. şöyle ev içinde bir kaç tur.. çıkılır evden,barlara atılır daha da kıllanmakta olan beden. içilir içilir içilir beyin...

bize öğretilenler

sabahın ilk saatleri.bir kaç saat sonra babam şehrime(onun eski şehrine) gelicek.robinson ve cumayı izliyodum ki birden aklıma geldi.her zaman babamın bana bişeyleri dayatmadığını,öğrenmem için yol gösterdiğini söylemişimdir.peki ya yol göstermek doğru birşey mi? yani birine yol gösterirken de kendi inançlarımız doğrultusunda yol göstermezmiyiz?.çok güzel filmler kitaplar vardır.ve sen onların doğru olduğuna güzel şeyler anlattığına inanırsın.ama bir insan için güzel olan şey,başka bir insan için kötü olamaz mı? sosyalizm benim için güzelken,zengin,varlıklı, diğer insanlar sayesinde parasına para katan birisi için güzel olabilir mi? peki o zaman seçmek nerde kalıyo? nasıl kendi hayatımızı yaşayabileceğiz ki? zaten bizim seçimiz değil hayat.sadece daha kıpır kıpır,daha hızlı olmamız sayesinde burdayız.ama bilinçsiz. ve asırlardır iki tip insan yetişiyo.siyah ve beyaz ve ne biz,ne de atalarımız bunun hangi tarafında olacaklarına karar veremiyor.baskı olmasa da,zor kullanmak olmasa da bi ...

ilk parça

yazmak gerekiyor bazen. susuup,saatlerce kafanı kaldırmadan yazmak.böylece o çok korktuğun internette de zaman geçirebilirsin,istemediğin şeyleri yapmadan. elimizi atalım göğsümüzden içeri ve bakalım ilk şanslı parçacığımız hangisi. tahmin etmiştim senin geliceğini:) ama bu seferlik seni atlayıp başka bi parçamdan kurtulmak istiyorum.teker teker hepsinden kurtulup yalnızca sen kaldığında,tek parça sonra yeni bir kalbe bir adım kalmışken atıcam seni de burdan. gerçi zaten çıktın ya dışarı neyse,bir daha içeri giremiycek olsan da,kal sen yine de burda. ama sen yine kendinden bahsettiriyosun bana..istemesemde,farkında olmasam da yapıyorum bunu..neden acaba?? hayır gerçekten anlamak istiyorum ben bunun sebebini.sınırları bu kez çok keskin çizmişken,kafamda da netleştirmişken neden hala? sevgi mi,alışkanlık mı ,tutku mu? ne bu yaa? neyse sen dön bakalım tekrar o sandığın içine de ben birazcık uzaklaşayım senden. zaten bu satırları yazma amacım bu değilmiydi? koskoca siberalemde benim de bir...