oysa ne kadar kolaydı nefes almak. gözlerini kapatıp,burnunu havaya dikip usul usul içine çekmek buz gibi havayı. boğazından aşağıya düşen buz parçalarını hissetmek. gözlerini kapatıp,bir nefeste.. ne kulağında merdivenlerde adım sesleri,ne de başka bir ses. duymaman,duymak istemediğin şeyleri duyduğunda düğümlenir balon balon gırtlağında o hayat dolu hava. nefes alamazsın,gözlerin kanlanmaya başlar.damarların şişer boğazında,sarmalar seni havayı aşağıya itmeye çalışırken,söylemek istediklerin çıkmaya çalışır ağzından burnundan. çıkamazlar. ne aşağıya iniş vardır,ne yukarıya çıkış tam boğazının ortasında düğüm. sanki koca bir elma yutmuşsun da, içindeki kurt "bu benim,vermem"der gibi çekiştiriyor dalından. ne kadar zor nefes almak gecelerde,üstelik sesler duyarken merdivenlerde bir aşağıya bir yukarıya. tutup, haykırmak istediğin kollar hareket halindeler. ne senden haberdar,ne sana açık. kelimelerin pençeleri var. zaman zaman,kan içinde bırakarak gırtlağınd...
Kayıtlar
2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
al işte yine başladık. sandalye üzerinde bağdaş kurup,duvarlara resim çizme gecelerinden birisi daha. boya kalemlerini ellerle tutmadığın daha gerçekçi ve daha güzel renkli resimler yapabiliyorsun çoğu zaman. içini tam yansıtıp,karşısına geçip anlayamıyorsun yine. boş boş bakıyorsun,gardan hareket eden trenin arkasından baktığın gibi. yağmurun ıslattığı raylarda trenin kırmızı ışıkları hafif bir nostaljik gösteri sergiliyor, sen bakıyorsun acaba ne anlatıyor diye. tren gidiyor,sen bakıyorsun. kırmızılar kaybolmuş,sen hala bakıyorsun. seni duvarın karşısından çekmek isteyen bir el varmış gibi, ensende koca bir ağrı. çekemiyor,direnmiyorsun bile, ama çekemiyor. sahi nedir bu ağrının sebebi acaba? sırtından başlayıp,omuzlarında toparlanıp, binlerce karıncanın boynuna,oradan kafanın ta içine yürümesi gibi.uygun adım. o kadar ağır ki, bilim kitaplarının karıncalar kendilerinden şu kadar fazla yük taşıyabilirler zırvaları daha anlamsız geliyor. bu karıncalar hayatı getiriyo...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
çok düzgün bir adam olduğum söylenemez. duygularım için ağlarken,onları bana yaşatan kadınları yok görebiliyorum bazen kadınlar burda topluluk ismi olarak kullanılıyor:) sadece et olabiliyor kadınlar. ya da sadece duygu ikisi arasındaki ayırımı asla yapamadım ve sanırım asla da yapamayacağım sebep yapmak istememem olabilir belki. çünkü bi taraf,duygusallıkken,kendimi her şeye kapatmışken sadece aşka odaklanmışken her seferinde beni şaşırtmadan hayatımı sikebiliyor hem de usul usul bana çaktırmadan. diğeri ise,kadınları duygudan yoksun,sadece sevişmek için görebildiğim anlar. her seferinde mutlu sona ulaşıyorum,hiç bir sorun yok et olarak da işte,et değiliz ki... kendimle çelişiyorum duygu istiyorum evet,hissetmek sevmek ama hep ben sikiliyorum sonunda.. et istiyorum,değmek,dokunmak sıcaklık... orda da sadece be hayvanlık yapıyormuşum gibi geliyor. yok mu ikisinin ortası sevişirken düşünmeyeceğim,korkmayacağım bi kadın? ya da seviştikten sonra gitsin...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
ölümle ilgili bi yazı zamanı gelmiş sanırım. 2013'ün bu kadar sert vurduğuna bakarsak,söylemediğim ya da ertelediğim bi kaç cümlem olmalı. önce babaannemi aldı benden bu sene.. beni büyüten,besleyen,bir keresinde ölümden kurtaran; hayatını tanrıya adamış,"hoca" diye hitap edilen kadını aldı. belki de onun sayesinde sorgulamayı öğrendim,belki de onun sayesinde ben oldum. okuldan evime geldiğimde hep bir tas yemek,hep avuç arasında salçalı ekmek buldum kuzum diye severken beni,ne baş ağrısı ne de başka bi derdim vardı. çocuktum o zaman,kolay kanmak değil,biliyordum en değerlisi olduğumu. zaman geçti,saçım sakalım uzadı. kesmedim,kesemedim.. hep istedi sakallarımın kesilmesini, hep "yaşlı adamlar gibi bu ne?" dedi bana. suyuna gittim,onun damarından verdim şerbeti hep.. beni hep hatırladı,ya da ben öyle düşünmek istedim. sonuçta döndüğüm limandı o her gün, hep beni hatırlar dedim. bir gün gitti.. atlatmaya çalıştım, unutmaya değil belki ama,hafif...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
sessizlikten korktum ne zaman sonra.. içimi dinlemeye çalıştım;hiç olmadı bu kez. garip bi kırmızı yalnızlığı vardı sanki. çiçeklerin üstüne konan, yaprakların ucundan süzülen damlaları kandıran bi kırmızı. sanki bu gece değişik bir geceymiş gibi, tüm kıvrımlarımı alan,onları yoran bi kırmızı. bi kaç melodi duyuyorum yerli yersiz,sanki fısıldarlar gibi sanki eski sabahlar gibi. ama sabah değil ki henüz, ne ben uyudum,ne dünya. ne arşınladığım yollardaki izlerim silindi daha, ne de arkamda bıraktığım melodiler. ve bu kez ne yapraklar vardı yollarda,ne de su birikintileri birilerinin gözlerinden düşmesi muhtemel olan. hiç ses duyamadım bu gece, kendini belli edecek kadar güçlü olan. belki bi do diyez duydum belli belirsiz onu da dünyanın dönmesine verdim,çok üstünde durmadım onlarca yıldır durmuyormuş gibi. bi kaç yağmur damlası çarptı belki camlara ama onlar da çok sessizdi. hiç ses duymadığımı fark ettim. hemen içimdeki nota defterlerini açtım, bir iki nota yaka...