Kayıtlar

Ağustos, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
özlemek ne garip. bi gitar tonunda seni duyup, seni görüyorum. yalnız olacağım zamanlarda,acaba kendimi sana nasıl anlatsam diye düşünüyorum. ya da sen ne yapacaksın diye.. yazamıyorum bile artık.
kendime dokunmaya korkar oldum artık. hep senin izlerin,sanki hep senmişsin gibi.
ya yarın yoksa.. ya bir daha açamazsan gözlerini son uykuna daldıktan sonra, ya da,ya o olmazsa artık dünyada. hayat çok basit,hayat çok garip ve acımasız. birgün sana çiçeklerle sunduklarını,her an geri alabilir. bişeyleri ertelemek,bişeyleri yok saymak, hayatı kendi istediğin gibi yaşamamak, bunlar çok lüks insan hayatı için. hiç birşey yapamasan bile, en azından birilerine seni seviyorum diyebilmelisin, en azından duygularını dile getirebilip,gerçekten yaşadığını kanıtlayabilmelisin. şimdi düşünüyorum da, gerçekten önemli olan, korkmadan söyleyebilmek içindekileri, yaşayamasan bile, korkmadan yaşamak istediklerin için adım atabilmen. iyi ki söylemişim sevgimi.
yok ki bi yol. bişeyler yaparsın,en içine işlersin kendi kendine nakış gibi. sesleri,görüntüleri başka şeylerle,başka olaylarla bağdaştırırsın, sonra karşına çıktığında,neden diye sormak çok kolay. en başında sorsana bu nedeni en başında kaptırmasana kendini şimdi debelen dur
yok, içim parçalanacak gibi, kelimeler göğsümde sıkışıyor,ben sesimi çıkaramıyorum. bi mercii olsa,gidip derdimi anlatsam. desem ki, ne istiyorsun benden,neden ben hep zorları seçip, çevremde bana gerçekten değer veren insanları kırıyorum. neden,seçmediğim şeyler yüzünden cezalandırılıyorum ve neden her gün daha fazla ölüyorum?
gittiğim her yerde yıldız kaydırıyorum. belki gökyüzüne aşık olmamdan dolayı,belki sürekli yukarıya bakmamdan dolayı. ama nereye gidersem gideyim,iri bir gök taşının atmosferimize girip öldüğünü izleyebiliyorum. ve ardından hemen bir isim çıkıyor dudaklarımdan.. ama taş bile olsa,ölümlerin üstüne dilek dilemek ne kadar zalimce.. öyle mi acaba? en çok istediğin şeyleri elde edebilmek için başkalarını ezmez mi insan.. en tepede olabilmek için kaç kişiyi harcar ya da.. ya da insanların ona başarılı dediğini duymak için kaç arkadaşını kırar? bu kadar vahim değil tabii ki benim dileklerim. ne en tepede olmak,ne parmakla gösterilmek,ne de insanların gıptayla bakması. ufacık bir kalp benim istediğim. içi sıvı dolu,4 odacıklı bir kas parçası. o da değil aslında. en yukardaki büyük biraderin bir parça beni düşünmesi, benim onu düşündüğüm kadar düşünmesi en azından. solumda kocaman bir deniz,şimdi kapkara olsa da sabaha mavilere bürünecek. karşımda yarım bi ay,azcık turuncuya çalan ama sabaha ye...
neden ayın her denize vurduğu yerde aklıma gelirsin ki? ya da neden her yağmur kokusunu duyduğumda? oysa orada yağmur bile yok, sanki seni aklıma getirebilmek için ben yaratıyorum olmayan şeyleri. sanki kendikendime yaşar gibi.. ama hala denizden kokun geliyo,ve hala özlüyorum uyumalarımızı. ben tektim,ben kimseyle uyuyamazdım,ben kimseyi rüyamda göremezdim.. ta ki bir geceye kadar, seni gördüm,canının sıkıldığını gördüm,seni aradım rüyamda bulamadım. sonra telefonum çaldı gecenin bir körü arayan sendin,ve ilk ben aklına gelmiştim zor durumda olduğunda.. bunlar tesadüf olamaz, bu koca dünya dönerken, bu koca evrendeki minicik dünya dönerken, ve o minicik dünyada rüyalarla iletişim kurabiliyoken ve biz o kadar minicikken tüm bu olayların ortasında; tesadüf gibi gelmiyor bana. tıpkı seni ilk gördüğümde kendime söylediğim şeyler gibi. ay çok uzak şimdi bana. turuncu turuncu dolanıyor bizim etrafımızda beni bilmem ama sen; hiç de uzak değilsin bana nefeslerde,adımlarda,her yerde sen oluyor...
penceremden gördüğüm vincin ucuna asılıp uzak diyarlara gidesim vardı. asıldım,kapadım gözlerimi.. serin bir yolculuğun ardından gözlerimi açtığımda o tanıdık pencereye bakan vincin ucundaydım. atladım yere doğru,süzüldüm sanki. sanki kanatlarım vardı. kondum pencerenin pervazına içeri baktım. yoktu tabi orada prenses,uzak diyarlara kendi şatosuna dönmüştü. olsun; odayı izledim ben de. duvarlara baktım yatağına baktım. yatağının ucundaki brecht kitabını okudum biraz. sonra dolabın üstündeki timsahı izledim. fark etti beni,kızdı sanki,ama özlemiş gibiydi de beni. pencereyi aralayıp sessizce içeri girdim. yatağında uzandım biraz,yastığına sarıldım prensesin,özlediğim kokusunu çektim içime. masadaki şekersiz biralara takıldı gözüm. içmedim yalnız başımayım diye.belki sonra diye. buzdolabına gidip,üst raftan biraz zakkum kökü aşırdım.sonra döndüm tekrar odaya. adettendir diye,timsahı çekmeceye atıverdim, üstüne de birazcık gözlerimi bıraktım. aynaya baktım odadan çıkmadan önce, uzun uzun b...