yap-boz
söyleyemediklerim ne kadar da düşmanlar bana,
her köşe başında,her metro vagonunda ve her dalga üzerinde.
büyüyorlar da büyüyorlar.
ve yine söyleyemiyorum...
bende kalmaları gerek,kabuğumun içinden beni yavaş yavaş yemeleri gerek.
mantık ve duygular ne zamandır birbirlerine düşmanmış,
bu kan davasının arasında ben ne ara kalmışım?
bir insan içindekileri söyleyemeden ne kadar şişer diye merak ediyorum zaman zaman,
bu zamanlar genelde göğsüme biriken nefesleri taşıyamadığım anlara denk geliyor.
çok sevdiğin bir filmin başka bir yönetmen tarafından çekilmiş yeni serileri gibi,
istiyorsun ama görmek istemiyorsun.
bir rüzgarla kolundan burnuna çıkan kedi tüyünde görüyorsun,
avucunda tuttuğun kedinin kuyruğu sana anlatıyor vesaire vesaire.
birleştirmeye çalıştığın yap bozun tüm parçaları masanın üzerindeyken,
yap boz kutusundaki uyarıya takılıyorsun
sana kurcalama diyor.
en sevdiğin şeyler bir kutuda,elinden alınmış gibi bakıyorsun.
ama gitmesi gerek,bunu da biliyorsun.
nefeslerin, bakışların,geçirdiğin zamanlar oldukça eksik.
mantık ve mantıksızlık,habil ve kabil gibi;
ying yang gibi,siyah beyaz gibi...
sürekli didişen,sürekli birbirlerini öldüren kardeşler.
savaş alanının ortasında kalmak değil de,savaş alanının ta kendisi olmak yoruyor insanı.
üstüne düşen bombalardan sıyrılmaya çalışmıyosun bile,
düşsün istiyorsun kafana kafana.
sonunda kabuğun çatladığında gördüğün hep aynı manzara,
hep aynı karanlık tünelin başı.
özlüyorsun,
eksiği biliyorsun parçayı tamamlayamıyorsun.
yap boz gibi hepsi,
masadaki mutluluğu birleştiremiyorsun
Yorumlar