çöl
Yürüyordu uçsuz bucaksız çölün ortasında.çevresinde ne bir kuş ne bir ağaç,alabildiğine sarı kumlar vardı.önündeki tepeleri hayal meyal görebiliyor ama gerçek olup olmadıklarını ayırt edemiyordu.
zamanın nasıl geçtiği konusundaki gerçekliği de yitirmişti bir süre önce.zamanın kendisini bile anlayamıyordu artık düşüncelerinin arasında.
sahi neydi zaman?
ağaçların dallarından dökülen yapraklar olsa belki anlayabilirdi,ya da su damlalarının bir kayayyı yavaş yavaş erittiğini görse anlayabilirdi.
fakat adımlarından ve ciğerine dolup boşalan havadan başka bir şey yoktu elinde.adımları öylesine mekanikleşmişti ki zaman değişkeninden çok bir rutine dönüşmüştü hayatındaki.yürüyor yürüyor yürüyordu.
geriye baktığında görebildiği sadce yine kumdu,dünyalar dolusu.
zaman yoktu madem,neden kafasının içindeki düşünceler son kullnma tarihlerini doldurmamıştı henüz?
zaman yoktu madem,geçmiş denilen şey neden hala tüm gerçekliği ile kendini var edip,damarlarında dolaştıktan sonra beynine kuruluyor ve yanında getirdiği özlem duygusu,eksiklik ile tüm hıncını alırcasına vuruyordu kafatasına?
birbiri ardına gelen adımların sonunda ne olduğunu göremiyordu ve bu onda adını koyamadığı bir duyguya sebep oluyordu.düz bomboş bir yol,sınırları olmayan bir şeye yol denilebilir miydi peki?ne tarafa dönerse dönsün aynı boşluğa sahip olan bir düzleme yol demek doğru muydu?
bir yere varmaya yarayan şey değil miydi yol?her yer aynı olursa bir yere varmak ne kadar mümkün ve gerekli idi?
adımları dizlerine ağır gelmeye başlamıştı artık iyiden iyiye.
yüzünden akan terler daha yere varamadan havada buhar olup hiçliğe karışıyordu.
hiçlik kavramını sonsuzlukla birleştirmeyi akıl etmişti bundan 8450 adım önce.madem sonsuzluğun içindeyim,neden her şey gidilmekte olan hiçliğin bir parçası olmasın,hatta neden bu iki kardeş birleştiğinde evreni oluşturmasın demişti kendine.
bir an durup düşüncelerine odaklanmaya çalıştı.imaknsızdı bu çünkü hiçliği o kadar sarmıştı ki çevresini,ne düşündüğünü,neyi arzuladığını neyi unuttuğunu,neyi özlediğini anlayamıyordu bir türlü.
çevresinde dönen akbabaları fark etmesi yaklaşık bu adımlara denk geliyordu.
bir yere gitmediği,sadece çevresinde dönmesini sağlayan adımlar da zaman sayılır mıydı acaba?bir yere götürmüyordu çünkü o sırada kendisini.duruyordu yani aslında.fakat işliyordu da ayakları.
bir iş yapmadan bir iş yapmak...
çölünü ne güzel tanımlayan bir cümle olmuştu bu.
birden artık dizlerinin üzerinde olduğunu fark etti.
sanki yine ilerliyor gibiydi ama şimdi daha zorluyordu kaslarını.ya da acaba ilerlemiyordu da çevresindeki kum fırtınası yanından süratle geçerken ona bir şeyleri geçtiği hissini mi veriyordu?
hiçliğin kendisini çoktan almış olduğunu fark ettiğinde yüzünü onunla yıkamak için kendini geriye attı hafifçe ve kollarını açtı iki yana doğru.
şimdi etrafında dönen akbabaları kollarına konmuş sessizce duruyorlardı onunla beraber ileriye bakarak.
Yorumlar