mehs

bir gülüşe ömür gibi anlam biçmek;
dalları sararmış,ağırlaşmış ağaçların altında yürürken güneşi aramak gibi.
yolculuklarının sonuna varmış yaprakların,
bir zamanlar onlara can veren damarlarının arasından gökteki pamuklardan çalınmış
bir damlanın döne döne,yaprakların yaşanmışlıklarını alarak aşağıya inmesi gibi.
yüzünü kaldırdığında gözünün hemen altına çarpıp parçalara ayrılması gibi.
sarı ve grinin arasında normalleşen yaprak çıtırtılarında,
her adımın baika bir anıya cenazeyken;
bir anda her şeyi parlaklaştıran,
ilahi bir rüzgar esmiş gibi,yaprakların ayaklarının altından havalanıp
göz hizana kadar yükselmesini sağlayan bir gülüşe.
ışık oyunları mı dersin yoksa optimizm mi bilinmez ama,
gözünün önünde salınan yeşil yapraklardır artık.
her anı tazedir henüz,gömmezde üztüne basmazdan çok önceki halinde taze ve yeşil.
tüm damarları hayat dolu,içinden akan gülüşlerdir.
göğe çevirdiğin gözlerin açılamaz parlaklıktan,ya da açmak istmezsin.
ağaçları kendi hayatına bıraktın çünkü.
onlara hayatı kazımak yerine,altarından sessizce yürümek oldu senin yolun.
şimdii ben ağacı seviyorum diyemezsin.
aüaçların yanında akansuya bakıp;
üzerine ışıyan güneş kollarına tutunmak istersin.
her birinde aynı hayat kaynağının bir sureti çağırır seni kendine.
sadece bir dalı,yaprağını öpe koklaya alıp incitmeden suya girmektir tek istediğin.
ne güneşin kendisine,ne gülümsemenin sebebine ihtiyacın vardır aslında.
ufak bir parçasının belleğine kazındığı,değdiği bir parçası yeter senin su üzerinde durmana.
günei aramana gerek kalmadan,
sarıldığın dallar yavaşça göğsüne batarken hem su ile bütünleşirsin,
hem yapraklar başının etrafını sarıp rahatlatır seni.
ne üzerinde uçuşan yırtıcı kuşların çığlıkları rahatsız eder
ne de suyun içinde,her kulaçta sayıları artan kayalar.
iyice derinlere giren dallar önce kalbinle bütünleşir,onu sarmalamaya başlar.
kendi damarlarında akanı sana zerk eder.
yapraklar gözlerini okşuyor,burnunu ısırıyordur.
su zaten seni nereye götürdüğünü biliyor,ne küreğe ne dümene ihtiyacın var.
ne de güneşin kendisine.
bir gülüşe bir hayat adadığında;
gçzlerini kapayıp o anı hatırlaman yeter.
öylesine alışırsın ki sonra,
suyun çağlaya çağlaya döküldüğü yerde kendine geldiğinde,
gerçeğini görüp kör olusun.
tutunacak dalın; içinde,damarlarında yol almış sen olmuş.
altında binlerce ağaç uzaklıkta su yere çarparken,
kaybettiğin görme yetinle göye çevirirsin kafanı.
sonra suyla kavuştuğunda;
içinde büyüen anlarla ne havaya ne suya ne güneşin kendisine ihtiyacın olmadığını anlarsın.
su yatağının altında binlerce göğe bakan eski ağaçla karşılaşırsın.
oysa ki çevren aynalarla doludur aslında.
binlerce sen,sana yabancı içinizdekini özümser ,nefes alırsınız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bunun adı yokmuş

hıms