yollar
bazen gidişler bencillik gibi görünüyor olsa da,
aslında kendi başının üzerindeki yıldızları çok sevdiğin içindir.
onların güzelliğininin herkes tarafından görülebilmesi içindir.
yola çıkışların amacı herkesin kendi başının üzerindeki kutup yıldızlarını görüp,
ona göre yönlerini bulmasıdır.
yola çıkma amacı başka diyarlara gitmek değildir.
yollar üzerinde engel olmamaktır.
yollar sapa,karanlık olsa da,
gözler bir süre sonra alışınca karanlığa,
camdan başkalarının takip ettiği yolların yansımasını görürsün belki.
mutlu olmazsın belki ama,
garip bir huzur vardır orada.
bencillik edip başka yolları tıkayacağına,
varsın karanlık olsun yollar.
zaten o yolun sonu senin haritandaki işaretli yerle aynıysa,
o karanlık sadece senin daha iyi görmeni sağlar.
yola katırlarla devam etmen gereken yerlerde soğuk yersin.
yüzün acımaya başlar,derin çatallanır.
ellerini hissedemezsin belki bir süre sonra.
bir kaç baykuş ötüşü duymaya başlarsın sonra.
“ne olacak?” der gibi öterler sanki.
sonra sessizlik.
dere kıyısında kanona bindiğinde suyun akışını zar zor duyuyor olursun.
sen her ne kadar yıldızlarını göremiyor olsan da,
suyun seni bir yere götürüyor olduğunun bilincesindir.
bunun da neresi olduğunun çok önemi yoktur o an.
şelalenin sesini duymaya başladığında çok geç değilse,
ve istiyorsan bir kaç hamle yaparsın kurtulmak için
istemiyorsan da sırt üstü yatıp,
yıldızların oluşturduğu şablondan bir gülümseme seçmeye çalışırsın
yavaş yavaş suların döküldüğü yere.
aslında bunları anlatmak da saçma,
hiç bir kitapta yazılmaması gereken,normalinin bu olması gereken kurallar bunlar.
çünkü ,insanların kendi yollarını bulması gerek.
nehrin sonunda taştan duvarlı kaleni bulduğunda,
içinde huzurla bekleyebilmelisin.
kimsenin yolunu değiştirmedim diyebilmelisin.
soğuk belki,hala karanlık duvarların içi.
ve belki de hiç bir kuvvetin delik açamayacağı kalınlıkta artık,
ama orada otrup beklemeyi öğrenmelisin.
günün birinde,bir ormanda
yapayalnız dururken;
ağaçların diplerindeki sislerin içinden gelecek silüeti tanıyabileceğini düşünerek oturmalısın o duvarların arkasında.
ayaklarının dibinde çıtırdayan her dalı,her yaprağı alıp öpmek istediğin gibi.
isterse o ormanı yakmaya gelmiş olsun.
alevlerin seni çembere aldığında yüzündeki gülümseyi düşleyerek.
çünkü güleceksin.
çünkü biliyorsun.
ve gerekirse alevler o çemberi daraltırken,
her zamanki gibi gülümseyip,
son bir kez beni unutma diyecek kadar vakur olmalısın.
sonra istersen yan.
yukarıya,yıldızlara ulaşsın küllerine kavuşmadan önce çıkan kıvılcımlar.
her gidiş veda değildir.
aslında kendi başının üzerindeki yıldızları çok sevdiğin içindir.
onların güzelliğininin herkes tarafından görülebilmesi içindir.
yola çıkışların amacı herkesin kendi başının üzerindeki kutup yıldızlarını görüp,
ona göre yönlerini bulmasıdır.
yola çıkma amacı başka diyarlara gitmek değildir.
yollar üzerinde engel olmamaktır.
yollar sapa,karanlık olsa da,
gözler bir süre sonra alışınca karanlığa,
camdan başkalarının takip ettiği yolların yansımasını görürsün belki.
mutlu olmazsın belki ama,
garip bir huzur vardır orada.
bencillik edip başka yolları tıkayacağına,
varsın karanlık olsun yollar.
zaten o yolun sonu senin haritandaki işaretli yerle aynıysa,
o karanlık sadece senin daha iyi görmeni sağlar.
yola katırlarla devam etmen gereken yerlerde soğuk yersin.
yüzün acımaya başlar,derin çatallanır.
ellerini hissedemezsin belki bir süre sonra.
bir kaç baykuş ötüşü duymaya başlarsın sonra.
“ne olacak?” der gibi öterler sanki.
sonra sessizlik.
dere kıyısında kanona bindiğinde suyun akışını zar zor duyuyor olursun.
sen her ne kadar yıldızlarını göremiyor olsan da,
suyun seni bir yere götürüyor olduğunun bilincesindir.
bunun da neresi olduğunun çok önemi yoktur o an.
şelalenin sesini duymaya başladığında çok geç değilse,
ve istiyorsan bir kaç hamle yaparsın kurtulmak için
istemiyorsan da sırt üstü yatıp,
yıldızların oluşturduğu şablondan bir gülümseme seçmeye çalışırsın
yavaş yavaş suların döküldüğü yere.
aslında bunları anlatmak da saçma,
hiç bir kitapta yazılmaması gereken,normalinin bu olması gereken kurallar bunlar.
çünkü ,insanların kendi yollarını bulması gerek.
nehrin sonunda taştan duvarlı kaleni bulduğunda,
içinde huzurla bekleyebilmelisin.
kimsenin yolunu değiştirmedim diyebilmelisin.
soğuk belki,hala karanlık duvarların içi.
ve belki de hiç bir kuvvetin delik açamayacağı kalınlıkta artık,
ama orada otrup beklemeyi öğrenmelisin.
günün birinde,bir ormanda
yapayalnız dururken;
ağaçların diplerindeki sislerin içinden gelecek silüeti tanıyabileceğini düşünerek oturmalısın o duvarların arkasında.
ayaklarının dibinde çıtırdayan her dalı,her yaprağı alıp öpmek istediğin gibi.
isterse o ormanı yakmaya gelmiş olsun.
alevlerin seni çembere aldığında yüzündeki gülümseyi düşleyerek.
çünkü güleceksin.
çünkü biliyorsun.
ve gerekirse alevler o çemberi daraltırken,
her zamanki gibi gülümseyip,
son bir kez beni unutma diyecek kadar vakur olmalısın.
sonra istersen yan.
yukarıya,yıldızlara ulaşsın küllerine kavuşmadan önce çıkan kıvılcımlar.
her gidiş veda değildir.
Yorumlar