bana ne yaptın?
sanki her kelime köşede bekler gibi
her şarkıda bi şey bulmak için çok erken değil miydi?
şarkılardan kaçıp huzurla yatağında yatıp duvarlara bakmak gerekirken,
o yatağa girememek için?
duvarların köşelerine bile bakamamak,fikirlerinin, sesinin yankılanıp dönüp yüzüme çarpması için?
altı üstü toplu taşıma aracı,binip gidersin.
neden aynı yer ve aynı torba oluyor elimde.
ve neden benim senin sevdiğinden daha çok sevdiklerim,sana gitmek üzere avuçlarımda kayboluyor?
bir daha 48den su alamayacak olmak...
tüm boş şişeleri dolduracak kadar yağmur yağdırabilmek...
yollardaki alelade ağaçların eğilip, göğü kapatması neden peki?
hoş orda da bişey yok,altı üstü siyah bi bez parçası
üstündeki kahvaltıdan kalan kırıntıları sallayıp başına düşüren.
aralarından yürümek de zor şimdi,
belki tanıdık bişeye rastlarsın da alırsın diye.
tahtın bi köşesinde her zaman yer var zaten.
hayat her yönüyle boka batmışken,
öznenin tek olması nasıl mümkün oluyor ki?
insan bencilliğine mi düştüm yine acaba?
gözlerimin tam üstünüe düşüyor hayatın yükü,öyle omuzlarıma falan değil.
çünkü bu kez o kadar çok belirtisi vardı ki bulduğuma dair anlamını...
filmlerin gösterdiği kitapların yazdığı,zaman zaman kendimden şüpheye düştüğüm o kadar çok belirti vardı ki.
inanışlarımı sorguladığım,
sorgulamak üzerine olan hayatımın cevap bulamadığı öyle anlar oldu ki.
iyi ki harfler var.
yan yana getirip,gözlerimdeki arkadaşlarıyla salıveriyorum ortalığa.
bi nebze rahat bırakıyorlar o zaman,gelmiyorlar bi kaç saat.
gözümdeki baskı kalkınca hemen takrar bakmaya başlamam ise yanlış bi yöntem sanırım.
ağzımdaki bi erikle ifade etmeye çalışıyorum kendimi.
oysa ne kadar da sevmezdim ağzı dolusu erikle konuşmayı.
insanlar sarı tenli mavi saçlı dolaşıyolar sokaklarda.
dolmuşta biri şunu alır mısınız dediğinde kolum uzanıveriyor boynunun altına.
saçların gözlerimde, ne gittiğimiz yönü görebiliyorum ne vazgeçebiliyorum oraya bakmaktan.
dudaklarımın altında boynun.
bakışlardan anlaşmak teriminin kaybolduğu yerler buralar.
nefesten,kan dolaşımından anlaşmak.
kalbin kapakçığının ittirmesiyle yarışa başlayan bi dolu arkadaşın sağa sola vurarak biz burdayız,seni seviyoruz demesi.
aslında ufacık da yatak,nasıl boş kaldı bu kadar?
muhattabı olduğum sorunun şimdi sahibi olmak ne kadar saçmaymış?
bana ne yaptın?
her şarkıda bi şey bulmak için çok erken değil miydi?
şarkılardan kaçıp huzurla yatağında yatıp duvarlara bakmak gerekirken,
o yatağa girememek için?
duvarların köşelerine bile bakamamak,fikirlerinin, sesinin yankılanıp dönüp yüzüme çarpması için?
altı üstü toplu taşıma aracı,binip gidersin.
neden aynı yer ve aynı torba oluyor elimde.
ve neden benim senin sevdiğinden daha çok sevdiklerim,sana gitmek üzere avuçlarımda kayboluyor?
bir daha 48den su alamayacak olmak...
tüm boş şişeleri dolduracak kadar yağmur yağdırabilmek...
yollardaki alelade ağaçların eğilip, göğü kapatması neden peki?
hoş orda da bişey yok,altı üstü siyah bi bez parçası
üstündeki kahvaltıdan kalan kırıntıları sallayıp başına düşüren.
aralarından yürümek de zor şimdi,
belki tanıdık bişeye rastlarsın da alırsın diye.
tahtın bi köşesinde her zaman yer var zaten.
hayat her yönüyle boka batmışken,
öznenin tek olması nasıl mümkün oluyor ki?
insan bencilliğine mi düştüm yine acaba?
gözlerimin tam üstünüe düşüyor hayatın yükü,öyle omuzlarıma falan değil.
çünkü bu kez o kadar çok belirtisi vardı ki bulduğuma dair anlamını...
filmlerin gösterdiği kitapların yazdığı,zaman zaman kendimden şüpheye düştüğüm o kadar çok belirti vardı ki.
inanışlarımı sorguladığım,
sorgulamak üzerine olan hayatımın cevap bulamadığı öyle anlar oldu ki.
iyi ki harfler var.
yan yana getirip,gözlerimdeki arkadaşlarıyla salıveriyorum ortalığa.
bi nebze rahat bırakıyorlar o zaman,gelmiyorlar bi kaç saat.
gözümdeki baskı kalkınca hemen takrar bakmaya başlamam ise yanlış bi yöntem sanırım.
ağzımdaki bi erikle ifade etmeye çalışıyorum kendimi.
oysa ne kadar da sevmezdim ağzı dolusu erikle konuşmayı.
insanlar sarı tenli mavi saçlı dolaşıyolar sokaklarda.
dolmuşta biri şunu alır mısınız dediğinde kolum uzanıveriyor boynunun altına.
saçların gözlerimde, ne gittiğimiz yönü görebiliyorum ne vazgeçebiliyorum oraya bakmaktan.
dudaklarımın altında boynun.
bakışlardan anlaşmak teriminin kaybolduğu yerler buralar.
nefesten,kan dolaşımından anlaşmak.
kalbin kapakçığının ittirmesiyle yarışa başlayan bi dolu arkadaşın sağa sola vurarak biz burdayız,seni seviyoruz demesi.
aslında ufacık da yatak,nasıl boş kaldı bu kadar?
muhattabı olduğum sorunun şimdi sahibi olmak ne kadar saçmaymış?
bana ne yaptın?
Yorumlar