bazen neden üzüldüğünü bile anlayamadan çöker hüzün üzerine
bir iki eski fotoğraf yardımcı olur belki,ya da yenilerden birkaç şey.
gözlerini okşayıp beynine vurur sertçe
karıncalanır burnunun üstü.
gözlerinden beynine giden elektrik demetlerinin yeri boş kalır gözlerinde,
vücudun onları daha tuzlu şeylerle doldurmaya çalışır.
bazen bilirsin nerede ve ne zaman bırakman gerektiğni.
kendine ne kadar anlatsan da,ne kadar ikna omuş gibi gözüksen de;
işte birkaç takvim yaprağı sonra yine kendini kandırmış olduğunu farkedersin.
mantık ve beyin diye tutturup olamayacağını anladığın bazı şeyler,
eksik bıraktıkları yerlere doluşmaya çalışır sessizce.
muhattap alabileceğin kimse de yok tabi kendinde başka karşında,
vurur rahatça bi sağ bi sol demeden.
farklılıkların da farkındasındır tabi artık,
çünkü kelimeler ellerine döküldüğünde gülebiliyor,çok acıtmadan çıkarabiliyorsundur artık.
kaybettiklerini hayatınla harmanlayabildiğinde,
seninle olmadan senin olabildiklerinde çözülüyor.
aynada kendine bile bakmadığını farkettiğinde uzun zaman geçmiş oluyor belki ama,
gözlerinden dışarıya çıkıp,yanaklarına sarılmaya çalışan bir çok anıyı da bertaraf edebiliyorsun aynaya küsünce.
sadece gülümsemek için baktığında geliyor gece senin yanında uyumak için hazır olan.
geliyor ve sabaha kadar mutlu olabiliyorsun.
demek ki hüzün aslında üstündeki gri kabanıymış.
belki senin sebep olduğun tuzlu yağmurlardan korunmak için giymiş üstüne,
ve güneşi gördüğünde gelip sokulu vermiş yanıbaşına.
demek ki,
senin olması için seinle olmasına gerek yokmuş özlediklerinin.
özümsemiş ve benliğine katmışsın her şeylerini.
bir iki eski fotoğraf yardımcı olur belki,ya da yenilerden birkaç şey.
gözlerini okşayıp beynine vurur sertçe
karıncalanır burnunun üstü.
gözlerinden beynine giden elektrik demetlerinin yeri boş kalır gözlerinde,
vücudun onları daha tuzlu şeylerle doldurmaya çalışır.
bazen bilirsin nerede ve ne zaman bırakman gerektiğni.
kendine ne kadar anlatsan da,ne kadar ikna omuş gibi gözüksen de;
işte birkaç takvim yaprağı sonra yine kendini kandırmış olduğunu farkedersin.
mantık ve beyin diye tutturup olamayacağını anladığın bazı şeyler,
eksik bıraktıkları yerlere doluşmaya çalışır sessizce.
muhattap alabileceğin kimse de yok tabi kendinde başka karşında,
vurur rahatça bi sağ bi sol demeden.
farklılıkların da farkındasındır tabi artık,
çünkü kelimeler ellerine döküldüğünde gülebiliyor,çok acıtmadan çıkarabiliyorsundur artık.
kaybettiklerini hayatınla harmanlayabildiğinde,
seninle olmadan senin olabildiklerinde çözülüyor.
aynada kendine bile bakmadığını farkettiğinde uzun zaman geçmiş oluyor belki ama,
gözlerinden dışarıya çıkıp,yanaklarına sarılmaya çalışan bir çok anıyı da bertaraf edebiliyorsun aynaya küsünce.
sadece gülümsemek için baktığında geliyor gece senin yanında uyumak için hazır olan.
geliyor ve sabaha kadar mutlu olabiliyorsun.
demek ki hüzün aslında üstündeki gri kabanıymış.
belki senin sebep olduğun tuzlu yağmurlardan korunmak için giymiş üstüne,
ve güneşi gördüğünde gelip sokulu vermiş yanıbaşına.
demek ki,
senin olması için seinle olmasına gerek yokmuş özlediklerinin.
özümsemiş ve benliğine katmışsın her şeylerini.
Yorumlar