al işte yine başladık.
sandalye üzerinde bağdaş kurup,duvarlara resim çizme gecelerinden birisi daha.
boya kalemlerini ellerle tutmadığın daha gerçekçi ve daha güzel renkli resimler yapabiliyorsun çoğu zaman.
içini tam yansıtıp,karşısına geçip anlayamıyorsun yine.
boş boş bakıyorsun,gardan hareket eden trenin arkasından baktığın gibi.
yağmurun ıslattığı raylarda trenin kırmızı ışıkları hafif bir nostaljik gösteri sergiliyor,
sen bakıyorsun acaba ne anlatıyor diye.
tren gidiyor,sen bakıyorsun.
kırmızılar kaybolmuş,sen hala bakıyorsun.
seni duvarın karşısından çekmek isteyen bir el varmış gibi,
ensende koca bir ağrı.
çekemiyor,direnmiyorsun bile,
ama çekemiyor.
sahi nedir bu ağrının sebebi acaba?
sırtından başlayıp,omuzlarında toparlanıp,
binlerce karıncanın boynuna,oradan kafanın ta içine yürümesi gibi.uygun adım.
o kadar ağır ki,
bilim kitaplarının karıncalar kendilerinden şu kadar fazla yük taşıyabilirler zırvaları daha anlamsız geliyor.
bu karıncalar hayatı getiriyorlar sanki birleşip.
yavaş yavaş,adımlarını vura vura,ses çıkara çıkara.
kulakların sağır,
gözlerin; arkalarındaki baskıdan düğme düğme kararıyor en ortasından.
odayı karartabildiğin kadar karartıp,biraz daha duman üflüyrsun gözlerinin önündeki düğmelerin deliklerine.
şimdi yeni resimlerin de var işte,
düğme deliklerinden belli belirsiz çıkıp,duvara çizdiklerinin yanına koşan.
oysa ki sen duvardan da kurtulmak istiyordun değil mi?
için parça parça,için kenetlenmiş.
her şey dağınıkken çocuk odanın köşesindeki oyuncak sepeti gibi,
evinin arka bahçesinin duvarı kadar sağlam duruyor.
arkasındaki ağaçlarin en yüksek dallarını ve belki bir iki kuşu görebiliyorsun.
ardında sanki dünyalar varmış gibi merak dolu kalbin.
çok sürmez tabi bu düşler,sen daha meraklanamadan yine dönersin odana.
parmakların bir takım harflerin üzerinde anlamsızca bir inip bir kalkar.
duvarda  gölgen gibi.
ne yaptığından hiç mi hiç haberi olmayan,yönlendirilen bir gölge.
bir süre sonra ne yaptığını anlamaya çalışır gibi o da seni izlemeye başlar içlerinden bir yerden.
hani sallayınca kar yağan fanuslar var ya,
içindeki evde oturan sen misin yoksa gölgen mi?
kim izliyor diğerinin karlar altında duvarlarla konuşmasını.
parça parçasın,her dakika artarak.
ve kocaman kabuklu,her dakika harcına betan eklenen.
yere düşer kırılır fanus.
içinden kar taneleri değil,piyano tuşları fırlar.
daha çok beyaz olanlarında.
kolkola girip,bacaklarına dolanmaya başlarlar yavaşca.
döne döne yukarı çıkıyorlar,gövdeni sararken bir iki keman da katılır onlara.
koca bir defter dolusu,göbekleri şişmiş çubuklar.
yok onlar nota değil,notalar konuşamaz ki..
boynunu sarıyorlar usul usul.
nasıl da düşünceliler,kış geliyor üşütmeyesin diye sanırım.
sıcaklığını hissedersin müziğin,daha sıkı,daha derin..
o bir kaç damla kanı boşver.belki boynunun ağırlığıdır onlar.
aksın gitsin,diğer sıvıların gibi yavaş yavaş,sıcak sıcak.
ışığı biraz daha kısmalısın bence,gölgen seni izliyor ve gözlerindeki sanırım endişe.
hem duvarlar da iyice doldu zaten,sen hala boş kalan yerlere bişeyler iliştirmeye çalışıyorsun.
örtsene müziği üzerine.
sokul iyice içine.kaç duvarlardan.
kaç içindekilerden.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bunun adı yokmuş

mehs

hıms