alışmak
bir süredir kelimeleri cebimde biriktiriyordum.
doğru kombinasyonu ya da doğru zamanı bekliyordum belki.
kafamda dönüp dolaşırlarken çok rahatsız etmiyor gibi geliyorlardı.
illa ki zamanları gelir,
kendiliklerinden çıkarlar diye düşünüyordum ortaya.
öyle değilmiş.
o kadar baskılamışlar ki hayatımı ve düşüncelerimi;
ben yaşıyorum zannederken kopmuş gitmişim aslında.
biriktirmemek gerekiyormuş.
ya da belki yaşamamak bile gerekiyormuş.
hayatındaki en önemli değerlerden birinin doğum gününü unutturuyorlarmış sana kafanda bu kadar birikince.
ne kadar koptuğumu farkettiğimde geç olmuştu hayattan.
ve beni sebepsiz seven insanları üzdüğümü düşününce daha çok koydu bana.
“ben de kendimi öldürdüm mü acaba?” diye yazmışım günlerdir biriktirdiğim notların başına.
ne kadar doğru olduğunu gördüm.
birbirini tekrar ederek doğan günler birer ilüzyon mu?
denizin kıyısında suya bakarken gördüğüm kendi yansımam mı,
yoksa midyelerin içine sıkışmış bedenim mi?
yol kenarlarında geceden kalan su birikintilerinin içinde mi yürüyorum,
yoksa sadece boğulurken zamana karışan yansımalarım mı onlar?
yine bir gece kendimle dönüyorken yanımda bir boşluk.
ne kolumun altında ne de camın öte tarafındaki yağmur damlalarında.
sadece dolup dolup boşalamayan bulutlar gibiyim sanrım şimdi.
içimde şimşekler çakıyor ama ben bile göremiyorum.
yıldırımlarım düşüyor sağa sola,
hiç de hakkı olmayan insanlar üzülüyor.
günler sonra evime girdiğimde bir cümle duyuyorum,
günler sonra sokağa çıktığımda geçmişin izlerinden yürüyorum.
ben miyim saçmalayan bunca zaman sonra,
yoksa zamanın mı benimle bir derdi var?
neden özellikle dün,bugün ve yarın giriyor beynime?
ve neden özellikle bu geniş zamanda vuruyor beni?
dumanın mavisi tavanda dans ederken,
yokluğa sarılıp,hiçliğe giderken ben ne yapıyorum?
karanlık koridorların sonunda yanıp sönen florosan lambalar gibi şimdi hayat.
ya da sevgim...
çakıp çakıp duruyor aklımda.
karanlığın arasınadaki bir kaç ışık hüzmesi,bir kaç aydınlık sadece.
daha mı iyi daha mı kötü aklım mukayese edemiyor.
ki aklım bi çok şeyi mukayese edemiyor bir zamandır;
buna zaman da dahil.
gözlerin karanlığa alışması gibi,
sensizliğe alışmak ışık sevmemek gibi.
günlerden bağımsız,dünyadan bağımsız.
uyanıp uyumak kadar basit bir hayat.
yokluğa alışmak ölüm gibi...
doğru kombinasyonu ya da doğru zamanı bekliyordum belki.
kafamda dönüp dolaşırlarken çok rahatsız etmiyor gibi geliyorlardı.
illa ki zamanları gelir,
kendiliklerinden çıkarlar diye düşünüyordum ortaya.
öyle değilmiş.
o kadar baskılamışlar ki hayatımı ve düşüncelerimi;
ben yaşıyorum zannederken kopmuş gitmişim aslında.
biriktirmemek gerekiyormuş.
ya da belki yaşamamak bile gerekiyormuş.
hayatındaki en önemli değerlerden birinin doğum gününü unutturuyorlarmış sana kafanda bu kadar birikince.
ne kadar koptuğumu farkettiğimde geç olmuştu hayattan.
ve beni sebepsiz seven insanları üzdüğümü düşününce daha çok koydu bana.
“ben de kendimi öldürdüm mü acaba?” diye yazmışım günlerdir biriktirdiğim notların başına.
ne kadar doğru olduğunu gördüm.
birbirini tekrar ederek doğan günler birer ilüzyon mu?
denizin kıyısında suya bakarken gördüğüm kendi yansımam mı,
yoksa midyelerin içine sıkışmış bedenim mi?
yol kenarlarında geceden kalan su birikintilerinin içinde mi yürüyorum,
yoksa sadece boğulurken zamana karışan yansımalarım mı onlar?
yine bir gece kendimle dönüyorken yanımda bir boşluk.
ne kolumun altında ne de camın öte tarafındaki yağmur damlalarında.
sadece dolup dolup boşalamayan bulutlar gibiyim sanrım şimdi.
içimde şimşekler çakıyor ama ben bile göremiyorum.
yıldırımlarım düşüyor sağa sola,
hiç de hakkı olmayan insanlar üzülüyor.
günler sonra evime girdiğimde bir cümle duyuyorum,
günler sonra sokağa çıktığımda geçmişin izlerinden yürüyorum.
ben miyim saçmalayan bunca zaman sonra,
yoksa zamanın mı benimle bir derdi var?
neden özellikle dün,bugün ve yarın giriyor beynime?
ve neden özellikle bu geniş zamanda vuruyor beni?
dumanın mavisi tavanda dans ederken,
yokluğa sarılıp,hiçliğe giderken ben ne yapıyorum?
karanlık koridorların sonunda yanıp sönen florosan lambalar gibi şimdi hayat.
ya da sevgim...
çakıp çakıp duruyor aklımda.
karanlığın arasınadaki bir kaç ışık hüzmesi,bir kaç aydınlık sadece.
daha mı iyi daha mı kötü aklım mukayese edemiyor.
ki aklım bi çok şeyi mukayese edemiyor bir zamandır;
buna zaman da dahil.
gözlerin karanlığa alışması gibi,
sensizliğe alışmak ışık sevmemek gibi.
günlerden bağımsız,dünyadan bağımsız.
uyanıp uyumak kadar basit bir hayat.
yokluğa alışmak ölüm gibi...
Yorumlar