geceler sanki yeterince ağır değilmiş gibi,bir de yağmur yağmaya başladı tentemin üstüne.

doldu doldu doldu tam ortası,ağırlaştı giderek.

sonra sağından solundan akmaya başladı damlalar,beni yağmurdan korusun,anılardan korusun diye üstüme aldığım tentem ağlıyordu.

ağlıyordu ve ağladıkça ağırlaşıyordu o da benim gibi.

bi rüzgar esti,savruldu sağa sola,belki de kurtulabileceğini düşündü damlalarından,çırpındı..

beyhude..

daha da ağırlaştı,taşıyamaz oldu kendini.

bıraktım kendi kendine,dolsun iyice,sonra patlasın kurtulsun diye.

izledim uzaktan,damla damla,şırıl şırıl erimesini.

erimek ne kelime,sanki şimşeklerden güç alırmışcasına daha kuvvetli olmaya başladı.

arttı yaşları,daha çok dökerken,daha çok topladı üzerinde.

nispet yapar gibi,ben senden daha güçlüyüm der gibi.

öyleydi muhakkak,güçlüydü benden.

benim iki ayağım kaldı üstünde durabilmek için,birde solmaya yüz tutmuş ufak umutlar,rüyalar.

kendimi uyandırır oldum rüyalarımdan;

uyandırdım ki; telefonum çalsın,rüya mı gerçek mi anlayamadan konuşmaya devam edebileyim.

bir de bu satırlar kaldı işte..

yazdıkça,en azından kafamın üstündeki ağırlığı hafifletmeye çalıştığım bu satırlar.

ve farkettim ki,genelden özele dönmüş kelimelerim.

tıpkı o kırmızımtrak oda gibi,o yatakta beklerken,ya da bebek kuşlara bakarken hissettiklerim gibi.

kimsesiz gibi,sahibine sadık,bana düşman gibi.

kendi penceremden kafamı uzatamıyorum dışarıya uyanınca,

belki o havayı alırım,hatırlarım diye.

sonra bunları hatırlayıp;yine hatırlıyorum.

değişen bişey olmuyor yani sabahlarda,zevkine doyulamayan o yüzü seyirlerden başka.

hem zaten ne kadar kaçsam da,

mutlaka bi yerlerden yakalıyorum seni.

hiç alakası olmayan konularda,hiç alakası olmayan şarkıların bi dizesinde,ya da hiç alakası olmayan insanların söylediği ufacık bişeyde.

yanlış tabi,ya da değil bilemiyorum.

"benim verdiğim anlam kadar anlamlı her şey" desem de kendime,o anlamları vermekten alıkoyamıyorum kendimi.

gidiyorum biyerlere ama nereye onu kestiremiyorum.

ama yine de yağmura çok yüklendim galiba,

zaten dediğim gibi onun suçu yok,ben onu anlamlı yapıyorum

yoksa o sadece; yürürken yanağıma çok tanıdık dudaklardan kondurulmuş öpücükler gibi bişey.

yada gizlice elimi tutarken o ilk dokunuşun verdiği his gibi..

yine yapıyorum sanırım.

yukardakilerin hiç biri sorun değil de;

ben gerçekten çok özlemişim.

toprağın yağmurla buluştuğunda aldığı nefes gibi sanki.

kocaman nergis tarlasıyım şimdi;

yağmurla ıslanan;kokularında senin olduğun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bunun adı yokmuş

mehs

hıms