uzaklardaki deniz fenerinin ışığı ile yol almaya çalışıyorken, tahtalarına vuran yüzlerce deniz kabuğunu görmezden geliyorsun. arada binlerce başka deniz canlısını da öldürüp geçiyorsun. sahildeki insanlara güzel bir gece sunmaya çalışan milyonlarca tek hücrelileri sırf senin yok olma keyfin şairane olsun diye harcıyorsun. ne kendini biliyorsun şu aşamada ne de ne istediğini. aslında o kadar açık ki ne istediğin, yine de kendine “su” diyemiyorsun. gırtlağın kapanmış kendi içine; ne nefesi ne suyu veriyor. kendini öldürürken zamanın keyfine varmaya çalışıyosun. bir sincabın daldan dala konması gibi; bir yanda oyun bir yanda hayatta kalma mücadelesi. kimi fındıkların kabuğu çok sert,kimisi uzanamayacağın kadar yukarıda. fakat aşağıdan bakarken dallara, ay ışığı ve sincap o kadar güzel duruyorlar ki, ellemeye kıyamıyorsun. geminin dalgaları aştığı andan sonra; yere vurduğu o an gibi; vurup da etrafa saçmak istiyosun köpükleri. sıcaklık soğukluk far...
henüz daha ayılamadan,daha başımın ağrısı geçmeden,daha gözlerimin ağrısı geçmeden yazıyorum bu kez sevgili lan. evet dün gece gerçekten kötü bi geceydi benim için,ne yaptım nasıl yaptım bilmiyorum gerçi.. çünkü uzun zamandan sonra bu kadar çok içtim. ama hatırladığım tek bi şey var ki,o da benim uzun zaman yine kendimi kandırmış,ve daha çoook beklemem gerektiğini anlamış olmam. bunca zamandan sonra ilk defa görmek,görünmemek için saklanmak,bilmemne bilmemne. evet dün akşam gördüm ve gözlerim acıdı... dj desteği ile kendimi göz acımasına güzel hazırladım zaten.. is this love lar,sentenced lar,bişeyler bişeyler. SANA SARILMAYI O KADAR ÇOK İSTERDİM Kİ..... bana sarıldığınsa karşılık vermeyi... ama olmadı,neden bilmiyorum omadı gerçi biliyorum neden olduğunu. o anda aklımda senle karşılaştığımızda olacağını düşündüğüm şeyler vardı.. sarılıcak,öpüşücek,koklaşıcaktık. sen benim saçımı okşayacaktın bebeğim diye,ben senin o güzel yüzünü öpecektim. bunları düşündüğüm için,aslında o anda bunlar...
normalde nefes alırken içine çektiğin her oksijen atomunun seni rahatlatmaı gerekir. böyle işler hayat. her nefeste yeni tura başlar dolaşımın. başlamalı. kafandaki bi ton düşünce gitmeli içine girenleri tekrar dışarıya üflediğinde. daha fazlasını getirmemeli aklının perdesine. filmin yarısında çıkmak saçma belki, ne olabileceğini tahmin etmeye çalışıp “aa bu kötü” demek. sonunu beklemek gerek sanki. yaşamaya devam etmek için çektiğin iki oksijen atomundan birisi eksikse, o yaşamak değil de hayatın tekrarına girer. ve o bi oksijenin ne kadar önemli olduğunu kavrarsın. günlerce uyuyamamanın sebebini, bünyenin daha fazla kaldıramadığında sızmanın sebebini, gördüğün rüyalarda, sanki bir tanesinin aklının damarlarında dolaşması yeterli değilmiş gibi iki tanesini görmenin sebebini, havanın yüzde yirmisinin sana yetmemesini. aslında aldığın oranın yarısı olduğunu kavrarsın. eksiksin çünkü,yarımsın. ne aldığın hava yetiyor sana ne de gördüğün kar taneleri. alamıyorsun çün...
Yorumlar