uykusuz prensese masal

bir varmış,bir yokmuş..

zamanın birinde,kocaman şatolarla bezeli,yemyeşil kırlara sahip,masmavi gökyüzülü bir ülke varmış.

bu ülkenin en büyük şatosunda,güzel mi güzel bir prenses yaşarmış..

ama bu güzel prenses bazen sabahlara kadar uyuyamaz,koca şatonun boş,taş koridorlarında bir aşağı bir yukarı gezer dururmuş.

günler,haftalar böyle devam etmiş,prenses bir türlü istediği huzurlu uykuyu bulamıyormuş.

komşu ülkelerden birinde,bunu duyan bir prens hemen tüm büyücüleri etrafına toplamış.

nasıl yaparım da bu güzel prensesin uyumasına yardım ederim diye sormuş onlara..

büyücüler çeşitli tılsımlar yapmışlar,rengarenk iksirler hazırlamışlar prensesin uyumasına yardımcı olabilmek için.

bu tılsım ve iksirleri alan prens,ülkenin en iyi büyücüsüne gitmiş ve

"lütfen ben uyurken,prensesin rüyama girmesini sağla.sağla ki,ona bu iksirleri,bu tılsımları verebileyim,o da huzurla uyusun"demiş.

çünkü prens ve prensesin ülkeleri arasında,korkunç canavarların olduğu,karanlık,kocaman sert kayalıklardan oluşan bir bölge varmış.

büyücü,prensin uyumasına yardım ettikten sonra,güçlerini kullanarak,rüyasına prensesi sokabilmiş.

prens ne yaptıysa,ne kadar çalıştıysa prensese tılsımları ve iksirleri verememiş.

çünkü ne zaman tam karşısına çıkacak olsa,öylesine hızlı atıyormuş ki kalbi,hemencecik uyanıveriyormuş.

prens bakmış ki bu böyle olmayacak,en güzel atını alıp,o korkuç diyarlara doğru yola koyulmuş.

yolda onu gören halk,

"prensim ne olur gitmeyin,oradan dönüş olmaz,siz olmadan bu halk ne yapar?" dese de;

prens onlara dönüp;

"o güzel prenses uyumadan,huzurla dolmadan,ben de huzura erişemem,o yüzden benim prensliğim,prensesin mutluluğu olmadan biir işinize yaramaz" demiş.

günlerce süren bir yolculuktan sonra prens;

giderek etrrafındaki havanın kararıp,,ağırlaşmaya başladığını farketmiş ansızın.

hafiften ürkmeye de başlamış.

tam o sırada,kocaman canavarlar çıkıvermiş prensin karşısına.

büyük dişli,parıltılı zırhlı,ağızlarından alevler saçan çok büyük canavarlar.

prens atından inmiş,ve onlara doğru koşmaya başlamış.

bu hareket canavarları çok sinirlendirmiş,ve sanki daha da büyüyerek onlar da prense doğru koşmaya başlamışlar.

prens bu yolun sonunda ölecek olduğunu anlasa da,kendine verdiği sözü hatırlamış ve prenses huzurla uyuyamadan,benim de uyumama imkan yok,öyleyse ne olacaksa olsun diyerek kılıcını havaya kaldırmış.

tam en büyük canavarın önüne geldiğinde,büyük bir kuvvetle sıçramış.

kılıcını canavarın göğsüne saplamak üzereyken,birden gökyüzü hiç görülmemiş bir şekilde parlamış.

nereden geldiği belli olmayan bir ışık tüm dünyayı sarmış sanki.

bir zaman sonra prens kendine geldiğinde;yemyeşil çimenlerin üzerinde yatıyor olduğunu görmüş.ayağa kalkıp,etrafına bakındığında,aslında buranın o çok karanlık topraklar olduğunu anlamış.

"iyi ama nasıl?" diye sorarken kendine,arkasında elinde baston,bembeyaz sakallı bir dede belirivermiş.

buralar aslında her zaman böyle yeşil ve güzeldi,bu topraklara aşk toprakları derler.ve aşkla ilgili yüreğinde korku olan insanlar,bu toprakları karanlık ve korkutucu görürler demiş.

prens tam prensesi anlatmaya başlayacakken;

"biliyorum,ona huzur vermek,onu mutlu etmek istiyorsun.ama o tılsımlar ve iksirler bir işine yaramaz,eğer sırrı bilmek istiyorsan sana söylerim" demiş.

eğilmiş ve prensin kulağına bişeyler fısıldamış.prens çok şaşırmış ve mutlu olmuş.

oradan ayrılırken yaşlı adam prense seslenmiş;

"unutma;bu sadece eğer prenses de seninle beraber olursa işe yarar." demiş.

atına atlayan prens uçar gibi prensesin şatosunun önüne gelmiş.

"ey güzeller güzeli,ne olur yüzünü göster,ne olur yanıma gel" demiş.

prenses;aşağıya inmiş.

prens çok uzaklardan geldiğini,ve uyuyabilmesi için ihtiyacı olan şeyin onda olduğunu söylemiş.

prenses pek inanmamış bu üstü başı toz içinde,oldukça yorgun görünen adama.nereden bileyim beni kandırmadığını,nereden bileyim aslında benim değil de senin huzurun için olmadığını tüm bunların demiş prense..

prens;gülümsemiş,prensesin gözlerinin içine bakmış.

"beni öper misin prensesim" demiş."beni öpresen eğer,elini bana verir,bana güvenirsen uyuyabileceksin"

"beni öper misin prensesim?"

prenses biraz durakladıktan sonra,korkusunu yenip;öpmüş prensi..

el ele tutuşup,yürümeye başlamışlar beraberce..

yürürken;prenses,içini garip bir huzurun sardığını farketmiş.

tüm korkularını,prensi öpmeden önce hissettiği tim çekinceleri yenen bir huzur..

çok uzaklarda,yavaş yavaş doğmaya başlayan güneşe bakmışlar.

prens;prensesin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş,

"aslında sana verebilecek bir sırrım yok,sadece bana güvenmen gerekiyordu huzuru hissedebilmen için.bu huzur sayesinde,mutluluk dolu rüyalara birlikte atlayabileceğiz.

biz gerekiyordu rüya görebilmemiz için.

yanyana uyurken birbirimizi görebileceğiz rüyalarımızda,birlikte dolaşacağız,kendi yarattığımız diyarlarda."

ve güneş sıcaklığını yavaş yavaş hissetirirken,el ele uzanıp,gözlerini kapatmışlar mutlu rüyalara doğru.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bunun adı yokmuş

mehs

hıms