özlemek en ağır yük olabilir bazen sırtındaki
nereye koyacağını bilemediğin için,şişelerin içine sıkıştırmaya çalışırsın acemice.
sonra her yudumda yutuverirsin.
şişer karnın,kırmızı başlıklı kızın büyükannesini yiyen kurda döner,debelenirsin yatağında.
gündüzler gelip geçer de,gecelerden hesap sormaya kalkarsın.
sessizlik hakim olmuştur çevreye,tek başına kaldığını daha güçlü hissedersin.
şişelere bakarsın,onlar da sana.
dur içme daha,avcı gelicek birazdan demeye kalmadan yuvarlarsın,arpa esanslı özlemleri.
beyin denen,en çok çalışması gereken organın tam da bu zamanlarda mazeret iznini kullanır,kaybolur ortadan.
kapının yanındaki aynaya bir not bırakarak;"bi sakin dur,gelicem ben.herşey özlemek değil.dolabı da açma!"
elinde şişeyle aynaya bakarsın,diğer elinde not.
notu bırakıp gitti de,onu okuyup anlama işini kim yapacak?
şişe şişe değil,alaaddinin sihirli lambası sanki,
yeşil yeşil çıkar içinden bi toz bulutu,
"merhaba abi,bi not varmış sanki ama,onu kaale almıyoruz,kayıt dışı o."
e iyi almayalım bakalım.sabah nasıl olsa gelecek o yumuşak et parçası.sabah sorarız bi daha.
"abi,o işi sabaha ertelediysek biraz daha özleyip üzülsek mi? ne dersin? bak arkadaşlar da burda,gel istersen"
zaten odada ekranın başında ne bok yiyeceğini bilmiyorsun,tamam lan diyip atlarsın şişeye.
iyi ki çok nefes almışsın,dal dal bitmiyo gerçekten.
dibe çöktüğünde de görecek çok bişey olmadığını anladığında,çoktan en derine inmişsindir.
elinde telefon,teknolojik yanlışlar yaparsın,parmakların yanlış tuşlara basar,acaba ne oluyo dışarda diye düşünürken.
şişenin içinden hayat ne garip görünür gözüne,
ışık kırılır,insanlar,sokaklar,hayat daha geniş görünür sana.
ister fizikle açıklamak istersin bu olayı,ister yalnız hissetmenle.o senin bileceğin iş patron;der cin.
sen ne açıklamaya uğraşırsın,ne de düşünmeye.biliyorsun güveniyorsun avcıya.
sabah nasıl olsa gelecek,yaracak kurdun karnını,serbest bırakacak şişeler dolusu özlemi.
sabaha kadar yıldızları,ayı izlersin sen de.
yapacak daha iyi bir işin yok nasıl olsa,bi koç nota mırıldanır kaptırırsın kendini,şişenin içinde yankılanan melodilere.
biraz daha özlersin belki.
sabah olur,gelir beyefendi yanında "mantık" diye tanıttığı arkadaşıyla.
selamın aleyküm,aleyküm selam faslından sonra,ağzındaki baklayı çıkarır.
abi tamam,gördük akşam,biz köşeden bakıyoduk zaten sana.
acaba ne kadar dayanıcan dedik,valla hakını vermek gerek,yuttun tüm özlemleri.
ama hacı abi,olay sadece özlem değil ki.
sen hayatını bizden daha iyi tanıyorsun(nereye tanıyorsun ulan,siz ikiniz olmasanız,benim bişeyden haberim olmayacak)
olacak ve olmayacak şeyleri ayırt edebiliyorsun.
hazır güneş de doğdu,biz bi keselim şu karnı da çıksın o özleme sebepleri dışarı.
"kes kes,onlar daha artarak şişelere saklanmıyolar sanki" diye düşünürken,
yerdeki bi su birikintisinden yansıyan güneşi görünce unutursun akşam yuttuklarını.
e böyle olacak bu hayat,geceleri bişeyleri yutarken,ses çıkaramazken,
güneş çıktığında fotosentez misali,vereceksin özlemi,alacaksın hayatı içeri.
gece yine aynı nasıl olsa,tam tersi.
hayat döngüsü böyle bişey mi acaba?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bunun adı yokmuş

mehs

hıms